Gündem

Sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu, “Hatıralara Yolculuk” programına konuk oldu:

İSTANBUL (AA) – Yazar, sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu, Şişli Belediyesi tarafından yeni tip koronavirüs tedbirleri kapsamında sosyal medya hesaplarından düzenlenen “Faruk Şüyün ile Hatıralara Yolculuk” programına konuk oldu.

Bugüne kadar yazar Ahmet Ümit, Nazlı Eray ve Buket Uzuner’i ağırlayan programda, İrepoğlu, dünden bugüne önemli anılarını ve yaşanmışlıklarını fotoğraflar eşliğinde dinleyicilerle paylaştı.

İrepoğlu, kendisini Nurhan Atasoy’un yetiştirdiğini belirterek, okula başlamadan önce sürekli teyzesiyle birlikte gittiği Topkapı Sarayı’nın her köşesini gezdiğini ve sanat tarihçiliğine o dönemden başlayarak merak saldığını söyledi.

Pek çok romanının ilham kaynağının yine Topkapı Sarayı olduğuna işaret eden İrepoğlu, şöyle devam etti:

“Orada yaşanmışlıkları hissederek yazılarımda yansıtmaya gayret ettim. Örneğin ‘Cariye’ romanım sadece Topkapı Sarayı’nda ve 3 kişi arasında geçer. Kendine özgü ilginç bir kişiliği olan bir padişah, daha da ilginç bir kişiliği olan ve güçlü bir kadın cariye ile farklı bir harem ağası. Her şey bu üçlü arasında geçiyor ve bu kitap eserlerimin arasında en çok yabancı dile çevirilen romanım oldu. Zannediyorum 15 dile çevrildi.”

İrepoğlu, konuşmasında Selim İleri ile yakın dostluğundan da bahsederek, gazeteci yazar Turhan Günay ile de her romanını yazdıktan sonra fikir alışverişinde bulunduğunu anlattı.

Büyükada’nın hayatında önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Gül İrepoğlu, şunları kaydetti:

“Çok uzun yıllardır yazlarımızı Büyükada’da geçiriyoruz. Kışları da hafta sonları olabildiğince gidiyoruz. Orada denize bakan bir çalışma masam var. Yazmak en büyük mutluluk benim için ve bu kadar sevdiğim bir yerde yazmaktan başka daha ne isteyebilirim ki… İhtiyaç molaları dışında o masadan hiç kalkmıyorum. Birçok kitabımı adada yazdım ve tamamladım. Mesela Ayvazovski romanımı tamamen orada yazdım. The Rose kitabımı orada tamamladım. Büyükada’yı çok seviyorum. Bu yüzden de her romanıma adayla ilgili bir sahne koymaya çalışıyorum. Çünkü insan bildiği şeyi yazmak istiyor. ‘Kavuşmak’ romanımda da en can alıcı sahne Büyükada’da geçiyor. Doğrusu güzellikleri yazmak insanı sevinçle dolduruyor. Bence Büyükada tek başına bir roman kahramanı. Bu yaz da orada neler yazacağım tasarladım.”

Doktora tezini Feyhaman Duran üzerine yaptığını ve Sakıp Sabancı Müzesi’nde “Feyhaman Duran – İki Dünya Arasında” başlıklı serginin hazırlıklarına da katkıda bulunduğunu dile getiren İrepoğlu, “Feyhaman’ın tablolarından bir tanesini Kavuşmak romanımda uzun uzun işledim. Neredeyse Duran’ı romanın kahramanı haline getirdim.” dedi.

İrepoğlu, ressam ve sanat tarihçisi Zeki Faik İzer ile her hafta uzun uzun sanat sohbetleri gerçekleştirdiğine de değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beni eğitmeye karar vermişti. Ondan çok öğrendim. Ona olan minnetim her daim sürüyor. Sonra aramızdaki konuşmaları kayıt almaya başladım ve Zeki Faik İzer hakkında bir kitap yazdım. İyi ki de yazmışım. Çünkü bunları kalıcı hale getirmek gerekiyor ve onun atölye evinin atmosferinde bulunmak bile çok önemliydi. Dinleyeceğimiz müzikleri o seçerdi. Bunları yaşamış olmak çok büyük zenginlik. Hepsi benim hayatımı renklendirdi ve ben bu renkleri (okurlarıma) yansıtmaya gayret ediyorum. Çabam bunun için. İnşallah daha çok yapacak şeyim var.”

Kaynak: AA

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu