Gündem

Sait Faik Abasıyanık 66 yıl önce aramızdan ayrıldı

Sana koşuyorum bir vapurun içinde
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak….

48 yıllık kısacık ömründe Türk edebiyatında büyük izler bırakmış bir yazardı. Kaleme aldığı öyküleriyle halen en çok okunan yazarlar arasında olan Sait Faik Abasıyanık, bundan tam 66 yıl önce aramızdan ayrıldı.

Takvimler 1906’yı gösterirken, imparatorluk en çalkantılı günlerinde Adapazarı’nda dünyaya gelmişti. Kısa süre sonra babasının görevi gereği Karamürsel’e taşındılar. Denize o çocukluk günlerinde sevdalandı. Şiir ve öykü sevdası ise, lise yıllarına dayanır. İlk öyküsü Zemberek Bursa’daki okul yıllarını anlatır.

Kurtuluş Savaşı sırasında eğitimine ara veren Abasıyanık, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Ffakültesi’nde başladığı eğitimine Fransa’da devam etti. Ancak eğitimini yarıda bırakıp İstanbul’a döndü

Bir süre ticaret yapmaya çalıştı. Ancak ticaretin ona göre olmadığını anlayınca kendini yazmaya verdi. Beyoğlu ve kenar mahallelerdeki kıraathaneler, onun gözlem kaynağıydı. Her ne kadar varlıklı bir aileye mensup olsa da “Lüzumsuz Adam”, “Mahalle Kahvesi”, “Havada Bulut” gibi eserlerinde mahalleliyi, esnafı, işsizi, toplumun acı çeken kesimlerini anlattı. Öykülerinde salt insan olmanın sevincini ve tasasını taşıdı. Başkalarını değil kalbini dinleyen bir söz ustasıydı.

Onun Orhan Veli ile dostluğu ise başkaydı. Aralarında samimi mektuplaşmalar, dostane takılmalar olurdu. Birbirlerine ‘’Aziz dostum, sevgili kardeşim’’ diye hitap ederlerdi. 1940 yılında yazdığı Şahmerdan isimli kitabında yer alan Çelme adlı hikayeden dolayı askeri mahkeme hakkında dava açınca, Orhan Veli ona şu satırları yazmıştı,

“Ankara’dan ayrıldığın günlerde senden haber bekliyordum. Daha sonra mahkeme kararını öğrenince haber yollamak bana düştü. Bunun üzerine bir mektup yazmak, hiç olmazsa tebrik etmek istedim. Bugüne kadar o da nasip olmadı. Mamafih bu arada, Çelme hikayesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim.”

O dava bitmeden yazdığı Medar-ı Muaşeret motoru isimli kitabı için de toplatma kararı çıkarıldı. Yazma hevesi kırıldı. Burgazada’da babadan kalma köşkte inzivaya çekildi.

Orada Siroz hastalığına yakalandığı anlaşıldı. Ancak ada hayatı onu yeniden yazmaya itti. Yalnızlığını yazarak yeniyordu. “Yazmasam delirecektim” diye yazacaktı çok sonraları.

Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika’daki uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi. 1954 yılında vefat ettiğinde arkasında çok önemli eserler bırakmıştı. Yayıncısı Yaşar Nabi’ye göre Sait Faik, o günkü öykücülüğe göre hayli yükselmiş bir seviyedeydi. Kimseyle kıyaslanamaz, kimseye benzemezdi. “Hikayelerine yansıyan ruh ve mana derinliğinin nerden geldiğini hiçbir zaman çözemedim” demişti Yaşar Nabi.

48 yıllık kısacık hayatını şiir gibi yaşadı. O öldükten sonra annesinin girişimleriyle Sait Faik Hikaye Ödülleri düzenlendi. O ödüller halen devam etmektedir. Annesi öldükten sonra yaşadığı ev müze haline getirildi.

Dünyada büyük fırtınaların koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı,
Gözlerine bakmalıyım,
Sesini işitmeliyim.
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım.
Sensiz edemem.

Haber Merkezi

Milenyum çağında, eve internet girdiğinden beri araştırıyorum. Yeni konular öğreniyorum.
İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı