Gündem

DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ – TEKRAR 

Melis’in Yunan babaya iade kararını AYM, “hak ihlali” saydı

YARGITAY tarafından velayeti Selanikli baba Georgios Tsakiridis’e verilen 4 yaşındaki kızı Melis ile ortadan kaybolan İzmirli anne Dilek Güneş’e sevindirici haber Anayasa Mahkemesi’nden geldi. AYM, küçük kızın babasına iade edilmesi kararının, “Anayasanın 20’nci maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlali” olduğuna karar verdi. Karar üzerine yeniden görülecek davada, yerel mahkemenin, AYM’nin kararının aksi karar verme hakkı bulunmuyor.

İzmirli Dilek Güneş ile Türkiye’ye iş için gelen Yunan Selanikli Georgios Tsakiridis, birbirlerine aşık olup, 27 Aralık 2014 günü İzmir’in Urla ilçesinde evlendi. Ancak çift, sık sık tartışmaya başladı. Kızları Melis’in dünyaya gelmesine rağmen çift anlaşmazlık yaşamaya devam etti. Kızlarının doğumunda verecekleri isim nedeniyle de büyük kriz yaşayan çift, yeni bir başlangıç yapmak için Melis 40 günlükken Selanik kentinin Sindos köyüne taşındı. Ancak Dilek Güneş, aradığı mutluluğu yine bulamadı. 2016 yılının Haziran ayında Türkiye’ye döndü. Yunan yasalarına göre Georgios Tsakiridis’in verdiği yurt dışına çıkış izniyle kızıyla birlikte İzmir’e gelen Dilek Güneş, boşanma davası açtı.

MAHKEMELER ZIT KARARLAR VERDİ

Baba Georgios Tsakiridis de kızının kaçırıldığı iddiasıyla Atina Aile Mahkemesi’nde başvurdu. Mahkeme, babanın talebini, kızı ile eşinin Türkiye’ye dönüşlerine izin verdiği ve bebeğin küçük olması nedeniyle anneye ihtiyacı olduğu gerekçeleriyle reddetti.

Boşanma davasının görüldüğü İzmir 1’inci Aile Mahkemesi de ara kararla Melis’in geçici velayetini anne Dilek Güneş’e verdi. Uluslararası çocuk kaçırma iade davasının görüldüğü İzmir 7’nci Aile Mahkemesi ise, Melis’in velayetini, 2017 yılının Eylül ayında babaya verdi. Anne Dilek Güneş’in başvurduğu, Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Hukuk Dairesi, 2018 yılının Ocak ayında, çocuğun psikolojik açıdan sorun yaşayacağı gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozdu. 7’nci Aile Mahkemesi’nde yeniden görülen davada, ilk kararının aksine babanın iade talebini reddetti. Kararı bu kez de baba Georgios Tsakiridis temyiz etti.

Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Hukuk Dairesi, ilk kararının aksine Melis’in babasına iadesine, Yunanistan’a götürülmesine izin verdi. Hem yerel mahkemenin hem de Bölge Adliye Mahkemesi’nin aynı dosyaya iki farklı karar vermesinden sonra dava Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi’ne gitti. Daire, Melis’in babasına iade edilmesi kararını onadı.

ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN “İHLAL” KARARI

Karar üzerine Dilek Güneş, Melis’i alıp kayıplara karıştı. Avukatı Mehmet Emin Keleş aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’nde, ön incelemeden sonra dosya, “önemli kategoride” değerlendirilip, komisyon yerine direkt 1’inci bölüme sevk edildi. Yüksek mahkeme, yapılan incelemelerin ardından kararı, Anayasa’nın 20’nci maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirip, bozdu.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile büyük mutluluk yaşadıklarını söyleyen Güneş’in avukatı Mehmet Emin Keleş, “Yaklaşık bir yıl önce Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştuk. Yapılan inceleme sonucunda dosyadaki raporlar, çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi, Lahey Sözleşmesi anlamında incelendikten sonra aile hayatına saygı hakkının ihlali sebebiyle Melis’in Türkiye’de kalması gerektiğine karar verildi. Mahkeme, dosyayı yeniden yargılanma yapılması için 7’nci Aile Mahkemesi’ne geri gönderdi. Bir sonraki duruşmada da Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda Melis’in Türkiye’de kalması kararının çıkmasını bekliyoruz. Bu duruşmada mahkemenin takdir hakkı yok. Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği ihlali ortadan kaldıracak bir karar vermek zorundalar ve o da Melis’in Türkiye’de kalması olacaktır” ifadelerini kullandı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– Avukat Mehmet Emin Keleş röp.

– Mehmet Emin Keleş detay görüntü

Haber Kodu : 200716119

=============================================

Kuyumcular sahte altın satıcılarını “Whatsapp” grubundan deşifre ediyor

ADANA’da Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman tarafından kurulan, 550 kuyumcunun bulunduğu “Whatsapp” grubunda, sahte altın satıcılarının görüntüleri anında paylaşılarak esnaf uyarılıyor.

Normalleşme sürecinin başlamasıyla beraber düğün salonlarının da 1 Temmuz’da açılması, altın satışında hareketliliğe neden oldu. Altın fiyatlarının yükselmesiyle piyasada “çakma altın” olarak bilinen ve fiyatı 10 ila 50 lira arasında değişen sahte altın satıcıları da arttı.

Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, vatandaşların sahte altınla gerçek altın arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanabileceğini, sadece kuyumcuların bunu anlayabileceğini söyledi. Başman ayrıca kuyumcu esnafını sahte altın satıcılarından korumak için “Whatsapp” grubunun kurulduğunu da anlatarak, “Bu grubu 4 yıl önce Adana Kuyumcular Odası olarak kurduk. Hatta merkez ilçeler değil, tüm ilçelerdeki kuyumcu esnafımızı ve yanlarında çalışan kalfalarımızı da bu gruba dahil ettik. Sahte altın satanlar, düşük ayarlı altın satanlar, hırsızlık ürünleri satarak esnafımızı zarara uğratan kişilerin görüntülerini güvenlik kamera kayıtlarından tespit ederek paylaşıyoruz. Bu grupta emniyetten polis arkadaşlarımız da var. Anında tespit ediyoruz” dedi.

SUÇÜSTÜ YAKALANMIŞTI

muhabirlerinin sahte altın haberi yaptıkları sırada iş yerine gelen şüpheli bağırarak kaçmaya çalıştı, ardından polise teslim edildi.

Görüntü Dökümü

————————

– Oğuz Başman ile röportaj

– Başman’ın sahte altın ile gerçek altın arasındaki farkları altınlar üzerinde göstermesi

– Altınlardan genel ve detaylar

– Daha önce kuyumcuya sahte altın satmaya gelip yakalanan şüphelinin direnmesi *Arşiv*

Haber Kodu : 200716094

===========================

Cennet-Cehennem’de deve keyfi

MERSİN’in Silifke ilçesinde, Cennet-Cehennem obruklarını ziyarete gelen yerli ve yabancı turistler, deve gezintisine yoğun ilgi gösteriyor.

İlçeye bağlı Narlıkuyu Mahallesi’ndeki Cennet Obruğu’na asansör, Cehennem Obruğu’na ise seyir terası yapılmasının ardından obrukları gezmek için yoğun ilginin oluşması, bölgede hizmet veren deve turlarına da ilgiyi artırdı. Deve eğitmeni Bayram Ali Uysal, Nazlı ismini verdiği devesini süper lüks otomobile benzeterek turistlerin ilgisini çektiğini söyledi. Uysal, turistlerin dikkatini, “Çift hava yastıklı, doğal klimalı, dört çarpı dört araç keyfiyle deve turumuza hoş geldiniz” diyerek çekiyor.

Mesleğinin son temsilcilerinden olduğunu dile getiren Ali Uysal, “20 TL karşılığında turlarımız oluyor. Aldığımız ücret ise devenin yemi, samanı gibi ihtiyaçlara gidiyor. Kalırsa da ekmek paramız çıkmış oluyor. Bu işi yapan çok kalmadı, çünkü bu sıcakta deveyi korumak da beslemek de çok zor. Mesleğimi seviyorum, gittiği yere kadar devam edeceğim” dedi.

Yerli turistlerden Sezen Yılmaz ise deveye ilk kez bindiğini belirterek, “Bu kısa tur oldukça zevkli. Artık her yıl gelmeyi planlıyorum” diye konuştu.

Görüntü Dökümü

————————

– Develerle gezen kadın ve çocuğu

– Ali Uysal ile röp.

– Sezen Yılmaz ile röp.

Haber Kodu : 200716122

==============================

İranlı modele hediye edilen aslan, Gaziantep’te korumaya alındı

İRANLI ünlü model Qazal Yadegari’ye sevgilisi tarafından hediye edilen ve İstanbul’daki rezidansta beslediği yavru aslan Gaziantep’te koruma altına alındı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar İstanbul Bölge Müdürlüğü ve İstanbul Emniyeti tarafından yapılan çalışmayla Sarıyer Maslak’ta bir rezidansta yavru erkek aslan ele geçirildi. Ünlü manken Qazal Yadegari’ye sevgilisi tarafından hediye edildiği öğrenilen yavru aslan, doğal ortamına uygun bir şekilde büyümesi için Gaziantep Hayvanat Bahçesi’ne getirildi. Ekipler Yadegari’ye ise para cezası kesti.

SÜT İLE BESLENİYOR

Gaziantep Hayvanat Bahçesi’ne getirilen yavru aslanın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Süt ile beslenen yavru aslan kısa sürede et ile beslenmeye başlanacak.

‘ARTIK BİZE EMANET’

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Doğal Hayatı Koruma Başkanı Celal Özsöyler, hayvanların doğal ortamlarında ya da hayvanat bahçesinde olması gerektiğini söyledi. Özellikle yırtıcı hayvanları evde beslemenin hem yasak hem de tehlikeli olduğunu ifade eden Özsöyler, “İstanbul’dan yavru bir aslan ele geçirildiğine dair bilgi aldık. Bizde arabamızla gidip aldık. Yavru aslan aşağı yukarı 5 aylık bir erkek aslan yavrusu. Yavrumuz şu an süt ile besleniyor. Burada sağlık kontrolünde geçti ve sağlık durumu şu anda gayet iyi. Bu hayvanların beslenmesi ve evde muhafaza edilmesi zaten yasak. Bunların ya doğal ortamlarında ya da hayvanat bahçelerinde olması gerekiyor. Bu hayvanların muhafaza edildiği yerde sağlık sertifikalarının da olması gerekiyor. Besleyenlerde bu belgeler olmadığı için ve şahıs oldukları için el konulmuş. Artık yavru aslan bize emanet” diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

———————————-

– Mankenin aslan ile oynaması

– Yavru Aslan

– Yavru aslan’ın beslenmesi

– Celal Özsöyler ile röp.

– Genel ve detay görüntüler

Haber Kodu : 200716106

=============================

Teröristler şemsiye açıp, İHA’dan korunmaya çalışmış

KARADENİZ’e açılmak üzere Erzurum’un Şenkaya ilçesi kırsalına gelen 1’i ölü 2’si sağ olarak ele geçirilen 3 teröristin İHA’dan saklanmak için şemsiye açtıkları ortaya çıktı. Operasyonun detaylarını anlatan İl Jandarma Komutanı Albay Ali Gemalmaz, teröristleri bir ay boyunca adım adım izlediklerini anlattı. Gemalmaz, “Sözde Karadeniz grubu olarak görevlendirilen 3 bölücü terör örgütü mensubu yaklaşık bir ay önce Şenkaya sınırlarına giriş yaptı. İstihbarat personelimizle bu grubu çok yakından izlemeye başladık. Kirpi aracı termal kamerayı çalıştırdı. Bunlar kirpi aracının termalini İHA sanıyorlar. Korunmak için şemsiye açtıklarını görünce ateş emrini verdim” dedi.

İç güvenlik operasyonları kapsamında Erzurum İl Jandarma Komutanlığı, Şenkaya ilçesi kırsalında 11 Temmuz günü saat 22.30’da yaptığı operasyonda gri listede 500 bin TL ödülle aranan Hejar kod adlı Halis Eroğlu’nu etkisiz hale getirdi. Teröristle birlikte 1 adet AK-47 kalaşnikof, 1 adet tabanca ve 2 adet el bombası ele geçirildi. Karanlıktan faydalanan 2 terörist ise ormanlık alana kaçtı. Kaçan 2 teröristi yakalamak için bölgede operasyonu sürdüren Jandarma Özel Harekat (JÖH) ve Polis Özel Harekat (PÖH), 13 Temmuz sabahı 2 teröristi de saklandıkları yerde kıskıvrak yakaladı. Deniz kod adlı Ender Yalçın ve Sipan kod adlı Adem Çallar’la birlikte çok sayıda silah, mühimmat ve örgütsel doküman ele geçirildi.

Karadeniz bölgesine açılmak hedefiyle Şenkaya kırsalına gelen teröristleri etkisiz hale getiren güvenlik güçlerinin operasyonunun ayrıntıları, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Gemalmaz’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği brifingde ortaya çıktı. Jandarma Bölge Komutanlığı bahçesindeki törende operasyonun başından sonuna kadar yaşananları anlatan Gemalmaz, şunları söyledi:

“Sözde Karadeniz grubu olarak görevlendirilen 3 bölücü terör örgütü mensubu yaklaşık bir ay önce Şenkaya sınırlarına giriş yaptı. İstihbarat personelimizle bu grubu çok yakından izlemeye başladık. Personelle yaptığım toplantıda “Biz bunların bir iki adım gerisindeyiz. Bir adım önlerine geçtiğimiz de bunları etkisiz hale getireceğiz” dedim. Bu yönde çalışmalarımızı devam ettirdik. En son çarşamba günü bir köyümüzden erzak temin ettikleri bilgisi alınması üzerine, olay yerine intikal ettim ve geniş çaplı operasyonu planladık. Ayak izleri ve aldığımız istihbaratla çemberi daralttık. Cuma günü 680 metre mesafeden kirpi aracımız görüntü aldı. Saat 22.36’da aldığımız görüntülerde silahları göremeyince tereddüt yaşadık. Kirpi aracı termal kamerayı çalıştırdı. Bunlar kirpi aracının termalini İHA sanıyorlar. Korunmak için şemsiye açtıklarını görünce ateş emrini verdim. Öndeki sözde grup liderleri Hejar kod adlı Halis Eroğlu etkisiz hale getirildi. Diğerleri karanlık ve ormanlık arazi sebebiyle kaçtılar. Yerlerini bildiğimiz için bölgeyi çembere aldık. Ormanlık alanı karış karış aradık. Pazar günü sabah 09.50 sıralarında buradaki özel harekat timimiz ormanlık alan içerisinde teröristleri sağ olarak yakaladı.”

TURİSTİK TESİSLER, HES VE BARAJLARLA İLGİLİ DÖKÜMAN BULUNDU

Şenkaya kırsalındaki operasyonda gri listede olan bir teröristin ölü olarak ele geçirildiğini belirten Vali Okay Memiş, “Kahraman jandarma ve kahraman polisimiz, MİT’imizle çok güzel bir organizasyonla teröristleri etkisiz hale getirdik. Üzerlerinde Karadeniz’le ilgili turistik tesisler, ekonomik tesisler, HES, barajlarla ilgili dokümanları bulduk. Bu da çok önemli. Teröristlerin amaçlarını delillendirmiş olduk” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

——————————

-Güvenlik güçlerinin operasyonu

-Ormanlık alanda ilerleyen güvenlik güçleri

-Operasyonun drone görüntüleri

-Sağ olarak yakalanan teröristler

-Albay Ali Gemalmaz’ın konuşması

-Vali Okay Memiş’in konuşması

Haber Kodu : 200716114

==========================

Rekor eroin davasında gerekçeli karar açıklandı: Örgütte katı gizlilik önemli

TÜRKİYE’de tek seferde ele geçirilen en yüksek miktarda olan 100 milyon lira değerindeki 1 ton 535 kilogram eroin davasında, uyuşturucu taciri Mehmet Zeki Fidan’ın da aralarında bulunduğu 7 sanığa verilen, yasa gereği de 225 yıl 2 ay 14 güne düşürülen toplam 730 yıl 8 ay 14 gün hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Gerekçeli kararda, suç örgütünün “katı bir şekilde gizliliğe” önem verdiği, Fidan’ın örgüt yöneticileri ile üyelerine baskı uyguladığı, talimatlarına uymayanlara şiddet uygulayıp, tehditler de bulunduğu anlatıldı

Erzurum’un Aziziye ilçesinde 24 Ocak 2019’da florit madeni yüklü TIR’ın dorse kısmında, 17 çuval dolusu 25 bin 834 taş parçası şekli verilmiş 1 ton 535 kilo eroin ele geçirildi.

İran’a açılan Gürbulak Sınır Kapısı’ndan yurda giriş yaptığı tespit edilen eroin yüklü TIR, yakalanmamış gibi yapılarak teslimatın yapılacağı İstanbul’a gönderildi. Tarihi operasyonla uyuşturucu çetesi çökertildi.

Uyuşturucu taciri Mehmet Zeki Fidan yurt dışına kaçmak üzereyken Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yakalandı. 3 gün süren operasyonla yakalanan şüpheliler, İçişleri Bakanlığı’na ait özel jet ile Erzurum’a getirildi. Soruşturmayı genişleten savcılık, örgütün İran ayağındaki şüphelilere de operasyon yaptı.

İran’dan uyuşturucuyu temin edip, florit madenin içerisine gizlenmesi ve gümrüğe naklini yapan “Rüzgar” kod adlı Ali Yıldırım, “Ateş” kod adlı Mahmut Mısır, gümrükleme şirketi sahipleri Erdal Ergi ve Ahmet Özdemir, uyuşturucuların İstanbul’da saklandığı deponun sahibi “Mekanik” kod adlı Hacı Karahan, örgüt üyeleri ile baron arasındaki irtibatı kuran “Lord” ve “Mahalle” kod adlı Saruhan Özçelik, “Dutifoalbar” ve “Dayı” kod adlı uyuşturucu baronu Mehmet Zeki Fidan tutuklanarak cezaevine kondu. Gümrükleme şirketinde işçi olan Mazlum Özdemir ise serbest bırakıldı.

CEZA YAĞDI

Erzurum 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Haziran’da görülen karar duruşmasında, Mehmet Zeki Fidan, “örgüt kurma ve yönetmeden” 5 yıl, uyuşturucu madde ithalinden 135 yıl ve 7 milyon 200 bin lira adli para cezasına çarptırıldı. Saruhan Özçelik’e, “örgüt yöneticiliğinden” 5 yıl, “uyuşturucu ithalatı’ndan 135 yıl ve 3 milyon 600 bin adli para ve 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet’ten 2 yıl hapis ve 2 bin lira adli para cezası verildi. Ali Yıldırım ise “örgüt üyeliğinden” 2 yıl 6 ay, “uyuşturucu madde ithalatı’ndan 126 yıl ve 3 milyon 240 bin adli para cezası aldı. Erdal Ergi ve Ahmet Özdemir ise “örgüt üyeliğinden” 2 yıl 1’er ay, “uyuşturucu madde ithalatından” de 105’şer yıl ve 2 milyon 700’er bin adli para cezasına mahkum edildi.

Mahkeme heyeti, Mahmut Mısır ve Hacı Karahan’ı “örgüt üyeliğinden” etkin pişmanlıkla birlikte 6’şar ay 7 gün, “uyuşturucu madde ithalatından” önce 126’şar yıl hapis cezasına çarptırdı. Etkin pişmanlık nedeniyle Hacı Karahan ve Mahmut Mısır’a verilen ceza 52 yıl 6’şar aya indirildi. Ayrıca 1 milyon 350’er bin lira da adli para ceza verildi. 7 sanığın tümüne “uyuşturucu madde ithalatından” verilen ceza TCK 61/7 gereği 30 yıla düşürüldü. Tutuksuz sanık Mazlum Özdemir, her 2 suçtan beraat etti. Ceza alan 7 sanığın hükümle birlikte tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

HÜCRE YAPILANMASI VARMIŞ

Mahkeme tarafından hazırlanan 190 sayfalık gerekçeli kararda, uyuşturucu madde ithal etmek amacıyla suç örgütünün kurulduğuna işaret edildi. Sanıkların, uyuşturucu kaçakçılığını yaparken güvenlik güçlerine yakalanmamak ve uyuşturucu kaçakçılığını gizlemek için kendi aralarında tedbir aldıkları, çeşitli yol ve yöntemler geliştirdikleri ifade edildi. Örgüt lideri başta olmak üzere diğer yönetici ve üyelerinin birbirleri ile yaptıkları iletişime çok önem verdikleri vurgulanan kararda, şöyle denildi:

“Katı bir şekilde gizliliğe riayet ettikleri, suç örgütünün faaliyetleri kapsamında birlikte hareket eden örgütün lideri başta olmak üzere diğer yönetici ve üyelerinin kendi aralarında yapmış oldukları uyuşturucu konulu görüşmeleri kriptolu BQ marka telefonda Chat Encro isimli özel mesajlaşma programından yaptıklarının anlaşıldığı, örgüt mensuplarının kiminle görüşeceğine örgüt lideri tarafından karar verilerek, sadece bu isimler kaydedilmek suretiyle telefonların teslim edildiği, kriptolu telefonların dışarıya kapalı olduğu, sadece örgüt lideri Mehmet Zeki Fidan tarafından oluşturulan hücre yapılanması kapsamında kod isimleri ile yüklenen örgüt mensupları ile görüşebildikleri anlaşılmıştır. Örgütün haberleşme ağını kriptolu cep telefonları kullanarak sağladığı, örgüt içinde önemli noktalarda faaliyette bulunan örgüt mensuplarına bizzat kendisi tarafından kod isimler verildiği ve kriptolu telefonlara kaydedildiği, kendisinin ise Avrupa ayağında “Dutifoalbar” Türkiye ve İran ayağında “Dayı” kod isimleri olmak üzere iki ayrı kod ismi kullandığı, yakalanmamak için kullandıkları BQ marka, Chat Encro sohbet programı yüklü “7 gün içinde secure burn” (güvenli yanma) yazılımının bulunduğu, kriptolu telefonlarda ele geçirilen sanık Mehmet Zeki Fidan’ın örgüt yöneticisi Saruhan Özçelik ile Erzurum’da yakalanan dava konusu uyuşturucu maddenin nakli sırasında yapmış oldukları mesajlaşmalarda, örgütün oluşumu, ayakta kalması ve yönetilmesinin örgüt lideri sanık Mehmet Zeki Fidan tarafından yapıldığı, yönetildiği ve tüm kontrolü kendi himayesi altında tuttuğu mahkememizce kabul edilmiştir.”

‘TALİMATLARA UYMAYANLAR TEHDİT EDİLİP, ŞİDDET GÖRDÜ’

Sanık Mehmet Zeki Fidan tarafından, örgüt yöneticileri ve örgüt üyelerine baskı uygulandığı, örgüt liderinin talimatlarına uymayanların şiddet gördüğü, tehditlere maruz kaldıkları belirtilen gerekçeli kararda, disiplini sağlamak amacıyla örgüt mensuplarına baskı, şiddet ve tehditlerin örgütün çözülmemesi ve ayakta kalabilmesi için uygulanan genel bir yöntem olduğunun belirlendiği ifade edildi. Anlaşmazlık nedeniyle sanıklardan Mahmut Mısır’ın, Mehmet Zeki Fidan tarafından ayağından vurulduğu yönündeki ifadesine de yer verilen kararda, “Bu konuda sanık Mahmut Mısır ile aralarında çıkan anlaşmazlık üzerine sanık Mehmet Zeki Fidan tarafından vurulduğuna dair beyanda bulunması ve bu hususta bir ceza yargılamasına ilişkin evrakların da dosyaya sunulmasından da anlaşıldığı üzere örgüt yöneticisi sanık Mehmet Zeki Fidan’ın örgüt üyeleri üzerindeki hâkimiyetinden kesinlikle taviz vermediği, örgüt içinde faaliyette bulunan örgüt mensuplarının nasıl yetişeceğini bizzat kendisinin öğrettiği, örgüt mensupları üzerinde zaman zaman baskı kurarak, tehdit ederek örgütün amacı doğrultusunda hareket etmelerininin sağladığı anlaşılmıştır” denildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Uyuşturucu maddelerin bulunduğu tırda yapılan arama

-Uyuşturucu maddelerin bulunması

-Uyuşturucu baronunun uçakla erzurum havalimanına getirilmesi

-Uyuşturucu baronun adliye çıkarılması

-Erzurum adliye binası

-Uyuşturucu baronu ve diğer tutukluların mahkeme sonrası adlyeden çıkarılması

-Cezaevi aracına bindirilmesi

-Cezaevi araçlarının polis eskort araçları ile birlikte gitmesi

Haber Kodu : 200716111

===========================

Avrupa ve batı illerinden Tunceli’ye gelişler, koronavirüs vakalarını artırdı

BİR süre önce Türkiye’nin koronavirüs vakalarının en az görüldüğü ilk 5 kentten biri olan Tunceli’ye Avrupa ülkelerinden ve batı illerinden gelişlerle birlikte vaka sayında artış yaşandı. İl Sağlık Müdür Vekili ve Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Çağdaş Özdemir, “İlk vakanın görüldüğü Mart ayı itibarıyla ilk 3 ayda vaka sayısı en az olan örnek illerden biri olarak gösterildik. Yurt dışından ve batı illerinden kente çok fazla kişinin gelmesiyle vaka sayısında artış yaşanmaya başlandı” dedi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bir süre önce Türkiye’nin koronavirüs vakalarının en az görüldüğü iller arasında gösterdiği Tunceli’de, son günlerde hasta sayısında artış yaşandı. Koronavirüsle mücadelede normalleşme sürecinin başlamasıyla seyahat kısıtlaması kaldırılınca, Avrupa ülkelerinde ve batı illerinden Tunceli’ye gelişler de arttı. Kente gelenlerin 14 gün karantinada kalmaları gerekirken bu kurala uymamaları nedeniyle vakaların arttığı belirlendi.

‘ÖRNEK İLLERDEN BİRİ OLARAK GÖSTERİLDİK’

Tunceli İl Sağlık Müdür Vekili ve Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Çağdaş Özdemir, kent genelinde koronavirüs vakalarındaki artışın nedeni kente gelen ziyaretçilerden kaynakladığını aktardı. Türkiye’de koronavirüs vakasının ortaya çıkmasının ardından Tunceli genelinde alınan önlemlerle önemli başarılar elde edildiğini söyleyen Özdemir, “Türkiye’de Mart ayı itibarıyla koronavirüs vakalarının görülmesiyle birlikte aldığımız tedbirler sonucunda Tunceli’de çok iyi bir performans gösterdik. Vatandaşlarımız kendilerini koruma ve belirlenen kurallara uyma konusunda büyük bir gayret ve başarı gösterdiler. Tunceli’de uzun bir süre maske kullanımı ve sosyal mesafe kuralları çok iyi durumdaydı. Herkes maske takıyordu. İlk vakanın görüldüğü Mart ayının ardından ilk 3 ayda vaka sayısı en az olan örnek illerden biri olarak gösterildik. Haziran ve Temmuz aylarında nüfus oranına göre vaka sayımız düşük gitmesine rağmen bu iki ayda vaka sayılarımızda ciddi artışlar gözlendi. Bu artışların en büyük sebeplerinden biri yurt dışından gelişlerin çok artmasıdır” dedi.

‘AVRUPA’DAN GELEN BİR AİLE, ÇOK SAYIDA KİŞİYLE TEMASTA BULUNDU’

Özdemir, Tunceli merkeze bağlı Burmageçit köyü ile Hozat ilçesinde Altınçevre köylerinde görülen koronavirüs vakalarının yayıldığına dikkat çekerek, kente gelenlerin 14 gün süreyle karantinada kalmaları gerektiğini söyledi. Özdemir, “Burmageçit köyü ile Altınçevre köyünde dışarından gelen vatandaşlarımızın köyde birçok kişiyle temas etmeleri ve kurallara uymamaları, bir köyümüzde ölmüş yakınları için yemek vermeleri nedeniyle önemli ölçüde koronavürüs vakaları olmuştur. Altınçevre köyünde 14 günlük karantina süresini ikinci kez 14 gün uzatmak zorunda kaldık. Çünkü Avrupa’dan gelen bir aile köyde çok sayıda kişi ile temas etmiş 14 gün karantina süresine uymamış ve köyde çok sayıda vaka çıkmıştır. Özellikle yurt dışında ve Türkiye’nin diğer illerinden gelen vatandaşlarımızdan rica ediyoruz, 14 gün kuralına mutlaka uyulması gerekiyor, temastan kaçınmaları ve maske takmaları gerekiyor” diye konuştu.

‘VAKA SAYISI ARTTI AMA YOĞUN BAKIMDA HASTAMIZ YOK’

Vaka sayında artış olmasına rağmen hastanenin yoğun bakım ünitesinde hasta olmadığını anlatan Özdemir, Tunceli’de koronavirüsten kaynaklı ölümlerin yaşanmadığını belirtti. Özdemir, şöyle konuştu:

“Temmuz ayı itibarıyla vaka sayısı Tunceli ortalamasının çok üzerine çıktı. Şu an hastanemizde normal serviste tedavi gören hastalarımız var ancak şu ana kadar yoğun bakıma hiç gerek duymadık. Yani yoğun bakımda tedavi görecek derecede ağır hastamız olmadı. Evlerinde takip ettiğimiz hastalarımız da var ancak durumu ağır olan hastamız yok. Ayrıca ilimizde koronavirüsten hiç ölümlü vaka yaşanmadı. Bu da ilimiz için çok iyi bir sonuç. Şu an tedavi görenlerin de kısa sürede sağlıklarına kavuşacağını umut ediyoruz.”

‘DIŞARIDAN GELENLER SALGINI YAYDI’

Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice ise Tunceli’deki koronavirüs vakalarındaki artışın kent dışından gelenlerin kurallara uymamasından kaynaklandığını belirterek, “Tunceli, Türkiye’de en az koronavirüs vakalarının olduğu il konumundaydı. Avrupa ve büyük kentlerden ilimize büyük bir akın oldu. Koronavirüs yoğun yaşandığı illerde yaşayan birçok kişi ilimize geldi ve salgını yaydılar. Dışarıdan gelenler 14 günlük karantina sürecine dikkat etmedi, maske takmadı ve sosyal mesafe kurallarını ihlal ettiler. Sonuç olarak vakalar artı. Son zamanlarda toplumumuz sanki hiç ortalıkta konovirüs yokmuş gibi hareket ediyor, lütfen herkes bu salgının ciddiyetini anlasın ve kurallara uysun” dedi.

‘KANSERİ YENDİM, KORONAVİRÜSE YAKALANMAMAK İÇİN ÇABA GÖSTERİYORUM’

Kent halkından Mehmet Yıldız, kanser hastalığını yendiğini ifade ederek, koronavirüs salgınına yakalanmamak için çok çaba gösterdiğini söyledi. Yıldız, “Lütfen herkes kurallara uysun maske taksın yoksa hastalık iyice yayılır” dedi.

Görüntü Dökümü

——–

Tunceli kent merkezi

Vatandaş röportajı

Hıdır Belice’nin açıklamaları

Op. Dr. Çağdaş Özdemir’in açıklamaları

Tunceli Devlet Hastanesi

Genel ve detay görüntüler

Haber Kodu : 200716126

=========================

Çiçek yerine acı biber demeti sipariş ediyorlar

DİYARBAKIR’da çiçekçi Aygül Azbay, müşterilerin talebi üzerine acı biberlerden oluşan buketler hazırlıyor. Kırmızı ve yeşil biberlerden oluşan buketler, süslenip, istenilen adrese teslim ediliyor. Aygül Azbay, ilk siparişi aldığı zaman şaka yapıldığını zannettiğini ifade ederek, “İlk biber buketi siparişini götürdüğümüzde kapıyı çaldık, kadın etrafa bakarak kamera şakası olduğunu düşündü, sonra üzerindeki notu görünce ikna oldu” dedi.

Evlilik yıl dönümü, tanışmanın anısına, Sevgililer Günü, doğum günleri gibi birçok özel günlerde çiftlerin birbirlerine sundukları hediyeler arasında en fazla tercih edilenlerden biri de çeşit çeşit çiçeklerin yer aldığı buketler. Kırmızı güller, papatya, karanfil, krizantem, orkide, karanfil gibi onlarca tür çiçekten oluşan buketlere, Diyarbakır’da acı biberlerin yer aldığı buket de eklendi. Diyarbakır’da 18 yıldır çiçekçi dükkanını işleten Aygül Azbay, bir müşterisi kendisini arayıp, eşi için acı biberden oluşan bir buket hazırlamasını istemesiyle, “acı biber demeti” ortaya çıktı.

‘HEM YEMEK YAPSIN HEM DE İSOTLARI YESİN’

Müşterisinin siparişini önce şaka sandığını anlatan çiçekçi Aygül Azbay, daha sonra olayın ciddiyetine varınca, semt pazarında aldığı acı biberleri buket haline getirip, müşterisinin sipariş ettiği adrese ulaştırdı. Müşterisinin, eşine değişik bir sürpriz yapmak için böyle bir sipariş verdiğini anlatan Azbay, siparişi sosyal medyada paylaşmasının ardından, ilginç siparişler almaya başladıklarını söyledi. Azbay, “Yıllardır çalıştığım bir müşterim var, bir gün telefon açtı “isot var mı?” diye sordu. Ben espri yapıyor sandım. Ciddi olduğunu anlatıp, eşine isotlu buket göndermek istediğini söyledi. Nedeni sorduğumda ise müşterim, değişik bir sipariş vermek istediğini “Hem yemek yapsın hem de isotları yesin, dili yansın” dedi.

ACI BİBERLİ BUKETİ MÜŞTERİSİNİN EŞİNE ULAŞTIRDI

Müşterisinin verdiği acı biberli buketli siparişi eşine götürmek için evine götürdüklerinde, kadını güçlükle ikna ettiklerini söyleyen Azbay, şunları söyledi:

“İlk biber buketi siparişini götürdüğümüzde kapıyı çaldık, kadın etrafa bakarak kamera şakası olduğunu düşündü, sonra üzerindeki notu görünce ikna oldu. Biber buketinin fiyatı çiçeklere nazaran daha uygun. Kadın mutlu oldu. Biberlerle yemeğini yapıyor, mutfağında değerlendiriyor. Biberlerin ince ve uzun olması lazım. Genelde kırmızı isottan yapıyoruz. Ama bu mevsimde nadir bulunduğu için yeşilinden de alıyorum. Özellikle acı olmasına dikkat ediyorum. İnce ve düz olması lazım, çünkü buket olarak daha şık ve daha güzel duruyor.”

Sevdiğiniz size acı biberden yapılmış buket gönderirse ne hissedersiniz sorusunun yöneltildiği kadınlar ise farklı tepkiler ortaya koydu. Kimi, terslerim dedi, kimi de “beni acısıyla tatlısıyla seviyordur diye anlarımö dedi.

‘LAHMACUNLU BUKETİNİZ VAR MI? DİYE SORAN OLDU’

Azbay, acı biberden hazırlanan buketi sosyal medyada paylaşmasının ardından ilginç siparişler aldıklarını ifade ederek, lahmacunlu buket siparişi verenlerin olduğunu söyledi. Sosyal medyada bunu görenler sipariş vermeye başladı. Biraz da eğlenceye dönüştürdük bunu. Arayıp lahmacun yapıyor musun diyenler de var. Ben meyve tabağı da hazırlayıp gönderiyorum. Pırasa var mı diye soran da oluyor. Siparişler çok aşırı değil ama sosyal medyada görenler telefon açıp biz de istiyoruz, biz niye daha önce düşünmedik diyerek sipariş veriyorlar” diye konuştu.

Görüntü Dökümü

————

Muhabir Mehmet Mucahit CEYLAN’ın anonsu

Çiçekçi dükkânından görüntü

Dükkân sahibi Aygül Azbay’ın pazardan aldığı biberleri hazırlaması

Azbay’ın acılı biberleri ve yeşillikleri buket haline getirmesi

Muhabir Mehmet Mucahit CEYLAN’ın anonsu

Acılı biberlerden oluşan buket

Çiçekçi Azbay’ın konuşması

Aygül Azbay’ın pazar yerinde gezmesi

Azbay’ın acılı biber alması

Aygül’ün pazar yerinden ayrılması

Sokak röportajları

Genel ve detay

Haber Kodu : 200716095

==========================

Cezaevinde turizm okudu, tahliye olunca “ekoturizme” başladı

SİNOP’ta cezaevinde kaldığı dönemde turizm meslek yüksek okulunu okuyan Engin Kan (50), tahliye olduktan sonra hayalini kurduğu ekoturizmi hayata geçirdi. 6 dönümlük bahçesine sebze ve meyve fidanları eken Kan, ağırlayacağı yerli ve yabancı turistleri de toprak ve doğayla buluşturacak.

Sinop’ta karıştığı bir suçtan dolayı cezaevine giren Engin Kan, kazandığı Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’nda okudu. Şubat ayında tahliye olan Kan, hayalini kurduğu ekoturizm için kolları sıvadı. Bostancılı Mahallesi’nde yaklaşık 6 dönümlük bahçesine biber, fasulye, lahana, salatalık, patlıcan ve çilek fidanları eken ve hasat için gün sayan Kan, ağırlayacağı yerli ve yabancı turistleri de toprak ve doğayla buluşturacak.

‘KENTİN ORGANİK PAZARI OLACAK’

Cezaevindeyken üniversite okuduğunu anlatan Kan, “Yıllardır ekoturizmi canlandırmak, insanların toprakla, bitkiyle ve doğayla iç içe olmasını sağlamak istiyordum. 6 dönüm arazi üzerine çeşitli sebze ve meyveler ektim. Hep yerli tohum kullandım ve bir ay sonra ilk hasadımızı yapacağız. Taze ve sağlıklı gıdaları insanlara sunmak için yola çıktım. Haftanın her günü buradayım ve sürekli ürünleri kontrol ediyorum. Bahçede çeşit çok ama miktar az olacak. Sosyal medya üzerinden de yayın yapıp, “yarın domates çapalanacak” diyerek görmek isteyen vatandaşlarımızı bahçeye davet edeceğim. İnşallah Sinop’un organik pazarını burada açacağız. Beraber üretim yapıp, ürettiğimizi alacağız” dedi..

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

——————————-

-6 dönümlük bahçeden detaylar

-Engin Kan’ın röportajı

-Detaylar

-Bahçede çalışan Engin Kan’dan detaylar

-Engin Kan’ın röportajı

-Bahçedeki çileklerden detaylar

Haber Kodu : 200716128

===============================

Prof. Dr. Özlü: Dikkat edersek 15-20 günde salgın durur

SAĞLIK Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, dikkat edilmesi halinde koronavirüs salgının durdurulabileceğini belirterek “Hepimiz buna dikkat edersek virüs bulaşmaz, 15-20 gün içerisinde de virüs kaybolur gider, salgın da dururö dedi.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve KTÜ Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, vücutta bağışıklık kazanma yöntemleri olarak aşı olmak, enfeksiyon geçirmek ve plazma verilmesi olduğunu söyledi. Özlü, Covid-19 virüsüne karşı ise bu yöntemlere yeterince güvenilemeyeceğini belirterek “Enfeksiyonu geçirenlerin çoğunluğunda Covid-19’a karşı vücutta antikor oluşmasına rağmen koruyuculuk kesin olarak bilinmiyor. Bazı hastalıklarda ömür boyu, bazılarında ise 3-4 ay koruyuculuğu oluyor. Covid-19’u geçirenlerde de tekrar enfeksiyon olacak mı yoksa kalıcı mı, bu sorunun cevabını henüz tam olarak bilmiyoruz. Virüse karşı etkili ve güvenilir bir aşı henüz bulunmadı. Bulunacak aşının ise etki süresi de bilinemeyecektir” dedi.

‘GERÇEKÇİ BİR BEKLENTİ DEĞİL’

Duyarlı immun hücreler yoluyla da vücutta bağışıklık gelişebileceğini ancak Covid-19’da bu hücrelerin ne kadar etkili olduğunun bilinmediğini belirten Özlü, “Salgının yoğun olarak yaşandığı ülkelerde bile virüse karşı antikor oluşmuş kişilerin oranı yüzde 7’lere ulaşabiliyor. Bizde ise rakamlar çok daha düşük. Enfeksiyonu geçirerek bağışıklık kazanmanın da bu salgını durdurmada gerçekçi bir beklenti nedeni olamayacağı açığa çıkıyor ve bu bağışıklığın ne kadar koruyucu olduğunu bilmiyoruz. Enfeksiyonu geçirenler yeniden hastalanabilirler. Bu konuda raporlar ve bulgular var. “Ben hastalığı geçirdim, atlattım, korunmama gerek yok” diyemeyeceklerini söyleyebiliriz. Aşı ve enfeksiyon geçirerek bağışıklık kazanmakta virüsten korunmak için yeterince güvenilir bir yöntem değil. Yine hastalığı geçiren kişilerden alınan plazma ve antikorlar hasta kişilere verilerek pasif bağışıklık oluşturuyor. Ancak bu yöntemin her hastada etkili sonuç vermiyor” diye konuştu.

‘KENDİMİZİ KORURSAK VİRÜSE YAKALANMAYIZ’

Virüsün hızlı mutasyon geçirebildiği belirten Özlü, “Aşıyla da elde etseniz, hastalığı geçirerek de elde etseniz kazandığınız bağışıklık uzun süre etkili olmayabilir. Virüsler hızlı mutasyon geçirerek genetik yapısını değiştiriyor. Virüse karşı bağışıklık kazanmak yerine maske, mesafe ve hijyene dikkat ederek virüse yakalanılmamasına odaklanılmalı. Şu anda hepimizin üzerinde yoğunlaşması gereken husus virüsten korunmak. Salgın devam etsin ama biz kendimizi korursak virüse yakalanmayız. Hepimiz dikkat edersek de salgını durdururuz. Hepimiz buna dikkat edersek virüs bulaşmaz, 15-20 gün içerisinde de virüs kaybolur gider, salgın da dururö ifadelerini kullandı.

Görüntü dökümü

-Prof. Dr. Tevkif Özlü’nün açıklamaları

Haber Kodu : 200716104

==========================

Tokat’ta yetişen “Lübnan sedirleri” dikkat çekiyor

TOKAT’ın Erbaa ilçesi Tortepe bölgesi ile Niksar’ın Akıncı köyü yakınlarında, Akdeniz’deki doğal yayılışı dışında adacıklar halinde yetişen “Lübnan Sedirleri” dikkat çekiyor. Ağaçların iklim benzerliği nedeniyle bölgede tutunduğu değerlendiriliyor.

Toros Sediri veya Katran ağacı olarak bilinen, Güney Anadolu Toroslarında yaygın görülen Lübnan sedirleri (Cedrus libani), en kuzeyde ise Tokat’ın Erbaa ve Niksar ilçelerinde yetişiyor. Lübnan bayrağının simgesi olan ağacın Türkiye’nin batı sınırı Fethiye ve Köyceğiz’den başlıyor. Toros Dağları üzerinden Göksun ve Kahramanmaraş dolaylarına kadar uzanan, oradan da Nur Dağlarına doğru yönelen Lübnan sedirleri, Akdeniz bölgesinde yaygın olarak görülüyor. Boyları 40 metreye kadar uzayabilen Lübnan sedirleri Erbaa’da Tortepe bölgesi, Niksar’da ise Akıncı köyü yakınlarında toplam 30 hektarlık meşçerelerdeki varlığıyla dikkat çekiyor.

Lübnan sedirlerinin dünyanın en kuzeyinde Erbaa ve Niksar’da varlığını sürdürdüğünü ifade eden Orman Mühendisi Emre Ulusoy “Dünya’nın en kuzeyinde Erbaa’da Çatalan bölgesinde Türk Fındıcak köyünün üstünde yayılış gösterdiği biliniyor. Erbaa’da orman amenajman verilerine göre 20 hektar civarında bir sedir varlığına sahibiz. Psödomaki bir iklim burası, Akdeniz iklimine yakın olduğu için sandal, sedir, kızılçam ağırlıklı o bölgemiz. Akdeniz bitkisi olduğu için yetişmeye devam ediyor” dedi.

‘İKLİM YETİŞMESİNE UYGUN’

Akdeniz’e özgü bu ağaçların bu kadar kuzeyde yetişmesinin bölgenin iklim şartlarından kaynaklandığını ifade eden Ulusoy “İklimden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Bende öyle düşünüyorum. Bizim mevcut olan meşçerecikler küçük bir alan çünkü 4 hektar bir yerde var, 5 hektar bir yerde var. Zaten o da kızılçamla, sarıçamla sıkışmış. Neden o bölgede var? Kayalık olduğu için talanı, zedelenmesi yok. Bitki gelişimine devam ediyor. Belki daha fazlası vardı. Çünkü Erbaa ile Niksar’ın arası iklim olarak çok yakın. Zeytin yetişiyor şu an sandal yetişiyor, karaçalı yetişiyor, Akdeniz iklimi hakim olduğu için. Belki de daha fazlası vardı zamanla talan oldu. O kadarı kaldı yani” diye konuştu.

Ağaçların, tarihte bölgeye hakim olan bir hükümdarın Lübnanlı eşi için diktirdiğine yönelik rivayetler bulunduğunu ifade eden Ulusoy, Anadolu’da eskiden çok daha fazla sedir ağacı olduğunu, savaşlar sırasında gemi yapımı gibi işlerde kullanılmasından dolayı talan edildiğine yönelik kesin olmayan bilgiler bulunduğunu dile getirdi.

Görüntü Dökümü:

-Alandan görüntüler

-Lübnan sedir ağaçlarının görüntüleri

-Orman mühendiinin açıklamaları

Haber Kodu : 200716127

===========================

Edirne’de tarihi binalar leyleklerin yuvası oldu

EDİRNE’de Osmanlı döneminde yıllardır hastane olarak kullanılan tarihi yapıdan arta kalan sütunlar ile aynı dönemlerde koza fabrikası olarak kullanılan binanın çatısı leyleklerin yuvası oldu.

Kentteki tarihi binalar, göç yolunda üremek için mola veren leyleklere yuva oluyor. Her yıl baharın gelişiyle birlikte Afrika ülkelerinden göç ederek Edirne’ye üremek için 3 binden fazla leylek geliyor. Leylekler özelikle yüksek yerleri tercih ediyor. Edirne’de Osmanlı döneminde yapılan ve Balkan, Çanakkale gibi savaşlarda kullanılan tarihi hastaneden geriye kalan yapının duvarı ile Dilaverbey Mahallesi’nde şu an atıl durumda bulunan tarihi koza fabrikası çatısı da leyleklerin yuvası oldu. Leylekler burada yavrularını büyütüp, kış başlamadan göç ediyor. Leyleklerin Edirne’yi tercih etmelerinin en önemli nedeni ise Tunca ve Meriç Nehri olmak üzere çeltik, (pirinç) tarlaları olduğu belirtildi.

Edirne’de 1 milyon 200 bin dönüm çeltik ekili arazilerde kurbağa, yılan, balık ve tarla faresi gibi hayvanları avlayarak beslenen leylekler, kent merkezinin yanı sıra köylerde evlerin çatısı ile elektrik direkleri gibi yerlere yuva yaparak barınıyor.

MAHALLELİ LEYLEKLERDEN MEMNUN

Dilaverbey Mahallesi’nde oturan Hasan Pehlivan, leyleklerin her yıl tarihi koza fabrikası üzerine yuva yaptığını belirterek, “Leylekler mart ayının 30’nda geliyor. Ben bu mahalleye taşınalı 30 yıl oluyor ve her yıl leylekler bu tarihi bina üzerine yuva yapıyor. Burada camiye namaz kılmaya geldiğimizde gagalarıyla ses çıkartmaları çok hoşumuza gidiyor. Bu leylekler bizim leyleklerimiz ve burada olmaları çok hoşumuza gidiyor” dedi.

Leyleklerin mahallelerinde olmalarından çok mutlu olduklarını ve tarihi bina üzerinde anne leyleğin yavrularına çok iyi baktığını belirten Sedat Çelik, “Leylekler bahar mevsiminde buraya geliyorlar. Bunlar Edirne’ye sıcakların geldiğinin habercisi. Bu hayvanlar yılda bir kere yavru yapıyorlar. Sadece 2 yumurta yapıyor anne leylek. Leylekler yavrularına çok iyi bakarlar” dedi. Leylekleri yuvalarında sürekli izlediğini anlatan Çelik, “Ben onları yuvalarında izliyorum, böylesi olmaz diyorum. Avladığı avlarını yavrusunun ağzına getirip besliyor. Bir günde 5-6 defa yavrusunu beslediğini gördüm. Yuvada her zaman bir leylek kalıyor, anne leylek ava giderse erkek bekliyor. Nöbetleşerek avlanıyorlar. Leylekler özelikle balık, kurbağa yılan avlıyorlar. Çok sevimli hayvanlar mahallemizde olmalarından çok mutluyuz” diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Drone ile tarihi koza fabrikası

Leyleklerden detay

Detay görüntü

Mahalleli ile röp.

Tarihi hastane binası

Leyleklerden genel detay

Binadan detay

Farklı açılardan detaylar

Haber Kodu : 200716096

=========================

Kızını götürdüğü bebek spası ve masajı, mesleği oldu

EDİRNE’nin Keşan ilçesinde kadın girişimci Gülçin Sarıtaş (28), gaz sancısı çeken 8 aylık kızı Eliz Eylül için çözüm aradığı sırada bebek spa ve masajı hizmetinden yararlandı. Kızının gaz sancılarının geçtiğini ve daha huzurlu olduğunu gören Sarıtaş, gördüğü eğitim sonrası sertifika alarak bebeklerin fiziksel, duygusal ve bilinçsel gelişimine de katkı sağlayan, ayrıca son dönemde cazip sektörlerden biri haline gelen “bebek SPA ve masaj merkezi” açtı.

Keşan’da yaşayan Gülçin Sarıtaş, gaz sancısı nedeniyle huzursuz olan kızı Eliz Eylül için çözüm arayışına girdi. Sarıtaş, bir arkadaşının tavsiyesi üzerine küçük kızı için nedensiz ağlayan ve gaz sancısı çeken huzursuz bebeklere uygulanan bebek spa (hidroterapi) ve masaj hizmetini denedi. Hizmetten memnun kalarak, kızının gaz sancılarının geçtiğini ve daha huzurlu olduğunu gören Gülçin Sarıtaş, gördüğü eğitim sonrası sertifika alarak “bebek SPA ve masaj merkezi” açtı. Boyunlarına takılan simitlerle jakuzili havuza bırakılan bebekler suda eğlenirken, havuz egzersizinin ardından yapılan masajla da rahatlıyor.

‘BEBEKLERİMİZ VE AİLELERİ KEYİFLİ VAKİT GEÇİRİYOR’

Gülçin Sarıtaş, sektöre 8 aylık kızı Eliz Eylül’ün gaz sancılarına çözüm araması sonucu girdiğini belirterek, “Sektöre girmeme küçük kızım vesile oldu. Kendisinin gaz sancıları vardı. Bu da zorlu bir süreçti. Bunun için de bir çözüm arayışına girdik. Tavsiye üzerine kızımı en yakın bebek SPA merkezine götürmeye karar verdik. Bebek spası ve masajın kızım için faydalı olduğunu gördük. Kendim çalışmıyordum. Hem kızımla faydalı vakit geçirmek hem de aynı zamanda bir iş kurmak istedim. Kendime “neden ben bu işi yapmayım?” diye sordum. Eğitim sonrası sertifika alarak ve merkezimizi açarak bu hizmeti vermeye başladım. Müşterilerimiz de hizmetten memnun. Bebeklerimiz ve aileleri keyifli vakit geçiriyor” dedi.

‘FİZİKSEL, DUYGUSAL VE BİLİNÇSEL GELİŞİME FAYDA SAĞLIYOR’

SPA ve masajın bebeklerin gaz sancısını geçirmenin yanı sıra fiziksel, duygusal ve bilinçsel gelişimine de katkı sağladığını ifade eden Sarıtaş, “Bu hizmet anne ve bebek arasındaki bağı kuvvetlendiriyor. Bebeğe özgüven kazandırıyor. Ayrıca havuzda yapılan hidroterapide, floating dediğimiz hizmetimiz bebeklerin kas ve iskelet sistemindeki gelişimlerine destek oluyor. Böylece daha rahat yürümeye başlayabiliyorlar. Ayrıca uyku problemi yaşayan bebeklerimiz, spa ve masaj sonrası daha rahat uykuya dalmaktadır. Öte yandan anne-bebek eğitimlerimiz kapsamında, emzirme, anne ve hamile yoga eğitimleri de vermekteyiz. Bebeklerimizin yanında annelerimizi de düşünüyor ve onlara yönelik eğitimlerde veriyoruz” diye konuştu.

‘SEANSLARDA TEK BEBEK VE AİLE KABULÜ YAPIYORUZ’

Gülçin Sarıtaş, koronavirüs tedbirleri kapsamında merkezde her seansta sadece 1 aile ve bebeğe hizmet verildiğini dile getirerek, “En hassas noktamız çocuklarımızdır. Koronavirüs nedeniyle gerekli tedbirlerimizi aldık. Merkezimize galoş ve maske takılarak girilebiliyor. Her odamızda el dezenfektanları var. Havuzlardaki su ise boşaltılarak, yenilenmektedir. Her seans sonrası hem havuz hem de ortam dezenfekte edilmektedir. Bebeklerimize tek kullanımlık havlu sunuyoruz. Seanslarda tek bebek ve aile kabulü yapıyoruz” dedi.

Görüntü Dökümü

———————-

-Bebeğin spa için hazırlanması

-Spa havuzları

-Bebeğe simit giydirilmesi

-Bebeğin havuza sokulması

-Bebeğin havuzda yüzmesi

-Gülçin Sarıtaş’ın bebekle ilgilenmesi

-Bebeğin havuzdan çıkarılarak, kurulanması

-Bebeğe özel losyonla masaj yapılması

-Bebeğin oyuncaklarla oynaması

-Kadın girişimci Gülçin Sarıtaş röp.

-Detaylar

Haber Kodu : 200716097

============================

Bu da koronavirüs kokteyli

ANTALYA’nın tarihi semti Kaleiçi’ndeki bir vitamin bar, 30 farklı meyve sebzenin karışımından elde edilen kokteyle “koronavirüs” adını verdi. Bağışıklık sistemini güçlü tutan kokteylin tadına bakanlar ise tam not verdi.

Tarihi Kaleiçi’nin girişinde hizmet veren ve otobüs görünümüyle dikkati çeken vitamin barda; portakal, nar, havuç, limon ve greyfurt başta olmak çeşitli meyve suları satılıyor. Özellikle tarihi semti gezmeye gelen turistler, tropik meyvelerden elde edilen karışımlarla 300’e yakın kokteyli tatma imkanı buluyor. İşletme sahibi Nazmi Bildik, koronavirüs salgınının ardından vitamini yüksek, enerji deposu kokteyller hazırlamaya başladı. Son olarak “koronavirüs” adını verdiği karışımı müşterilerine sunan Bildik, yerli ve yabancı turistlerden yoğun talep gördü.

Ananas, karpuz, kavun, portakal, greyfurt, limon, elma, Hindistan cevizi suyu, havuç, nane, zencefil, maydanoz, salatalık, domates suyu, yarım karpuz içine hazırlanan koronavirüs kokteylindeki meyve ve sebzelerden bazıları. Bu ürünler, süt ve bal ile birlikte mikserden geçirilerek soğuk olarak servis ediliyor. Kokteylin 4 kişiliği 50 liradan satılıyor.

“Koronavirüs ile mücadeleyi her alanda yapıyoruz” diyen işletmeci Bildik, “Sosyal mesafe ve maske kullanımının yanı sıra uzmanlar sağlıklı beslenme ve bağışıklık sistemini güçlü tutmak gerektiğini bizlere hatırlatıyor. Ben de vitamin bar işletmecisi olarak koronavirüs kokteylini hazırladım. Oldukça güzel oldu. Tadına bakanlar çok beğeniyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren, insana zindelik veren bir karışım oldu” ifadelerini kullandı.

Arkadaş gurubuyla birlikte Kaleiçi’nde yürüyüşe çıkan İbrahim Bilgin, bu tür içeceklerin koronavirüs döneminde oldukça önemli olduğuna dikkat çekti. Bilgin, “İçinde 30 farklı meyve ve sebzenin karışımıyla yapılmış. Tadı mükemmel” dedi.

Koronavirüs kokteylinin tadını çok beğendiğini söyleyen Nur Yücel ise “Bu virüsten korunmak için bu tür sağlıklı beslenme çok önemli. Vitamin bakımından çok zengin bir kokteyl. Koronavirüs bağışıklığı güçlü insanlara zarar veremiyor. Bu nedenle bu içecek olarak tercih edilebilir” diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

—————

– Büfenin detay görüntüleri

– Müşterilerin detay görüntüleri

– Karışım yapılırken detay görüntüler

– Muhabir İbrahim Laleli nin anonsu

– Röp 1:Nazmi Bildik İşyeri Sahibi

– Röp 2:İbrahim Bilgin

– Röp 3:Nur Yücel

– Röp 4:Taner Özdemir

Haber Kodu : 200716099

==========================

Boğaçay, bir ayda 550 ton bitki, 5 ton çöpten temizlendi

ANTALYA’nın, kent merkezinden geçerek denize dökülen en büyük çaylarından olan Boğaçay, deniz süpürgesi ve bitki kesme makinesiyle temizleniyor. Çaydan 1 aylık sürede 550 ton sucul bitki, 5 ton da katı atık toplandı.

Konyaaltı ilçesi sınırlarında bulunan ve kuzeyden gelen Göksu ve batıdan gelen Çandır çayının, Konyaaltı sahiline 2 kilometre kala birleşmesiyle oluşan Boğaçay, kışın özellikle fazla yağış aldığı dönemlerde debisi artan bir çay. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin önceki dönemki başkanı AK Parti’li Menderes Türel tarafından taşkını önlemek amacıyla yeniden düzenlenen Boğaçay, bölge halkının özelikle akşamları vakit geçirdiği bir alan oldu.

SU TUTUNCA YOSUNLAŞMA BAŞLADI

Debisi 1700 metreküplerden 2 bin 900’lere çıkan Boğaçay’da zamanla yosunlaşma ve kirlilik artınca Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı CHP’li Muhittin Böcek’in talimatıyla Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Deniz ve Kıyı Yönetimi Şube Müdürlüğü’ne bir sucul bitki kesme makinesi ve bir deniz süpürgesi alındı. Makinenin uç kısmı suyun 1 metre altına kadar inerek sucul bitkileri keserken deniz süpürgesi ise bu kesilen bitkileri ve su altındaki katı atıkları topluyor. Haftanın 7 günü 4 personel tarafından vardiyalı olarak çalıştırılan iki makine hiç durmadan Boğaçay’ı temizliyor.

1 AYDA 550 TON BİTKİ TOPLANDI

Boğaçay’ın temizlenmesiyle birlikte hem haşere ve sineklerden hem de çevre düzenlemesinin ardından koku sorununun ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Geçen ay yaz dönemi için yeniden göreve başlayan deniz süpürgesi ve bitki kesme makinesi günde ortalama 24 ton bitkiyi keserek, karaya çıkarıyor. 1 aylık sürede deniz süpürgesi 550 ton deniz sucul bitkisi 5 ton da katı atığı bertaraf etti. Kıyıya çıkarılan bu atıklar ise kamyonlarla alandan uzaklaştırılıyor.

Saat 08.30’da başlayıp 17.30’a kadar gerçekleştirilen çalışmaların kasım ayına kadar süreceği kaydedildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

————–

– Drone görüntüleri

– Kesme makinesinin yosunları kesmesi

– Deniz süpürgesinin dipten atık ve yosunları çekmesi

– Genel detaylar

Muhabiri Alparslan ÇINAR anons

Haber Kodu : 200716101

=======================

‘Caretta carettalara evcil hayvan muamelesi yapmayın

AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, caretta carettalara evcil hayvan muamelesi yapılmasının yanlış olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gökoğlu, “Doğadaki hayvanı insana alıştırmamak lazım. Hayvan insana alıştığı zaman doğasını saptırmış oluyoruz. Bu sefer hayvan her gördüğü tekneye yaklaşacaktır. Dolayısıyla, hayvanı pervane parçalayabilir, tekne çarpmaları görülebilir” dedi.

Geçen günlerde Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı turistik bölgesi Adrasan’da tekne ile denize açılan tatilciler, Suluada’da 2 yetişkin caretta caretta ile karşılaşıp, tekneden attıkları makarna ve ekmek parçalarıyla onları yanlarına çekmişti. Sosyal medyadan paylaşılan video, kısa sürede çok sayıda beğeni alırken, bazı kişiler ise tepkisini dile getirmişti.

Caretta carettaları yakalayarak beslemenin yanlış olduğunu vurgulayan AÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, hayvanları insana alıştırmamak gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Gökoğlu, hayvanların insanlara alışması sonucu her tekneye yaklaşacağını, bunun sonucunda da tekne çarpması ve pervanenin hayvana zarar verebileceğini söyledi.

PERVANE PARÇALAYABİLİR

Caretta caretta ya da deniz canlılarını insanlara alıştırmanın yanlış olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Bu durum çok yanlış, sadece caretta carettayı değil doğadaki hayvanı insana alıştırmamak lazım. İnsana alıştığı an biz hayvanın doğasını saptırmış oluyoruz. Bu sefer her gördüğü tekneye hayvan yaklaşacaktır. Dolayısıyla pervane parçalayabilir, tekne çarpmaları görülebilir. Hiçbir şekilde doğada, deniz içerisindeki hiçbir canlıya insanın temas etmemesi gerekiyor” dedi.

KASTİ ÖLDÜRME OLAYI YOK

Caretta carettaların ölümleriyle ilgili de konuşan Prof. Dr. Gökoğlu, uzatma ağları ve paraketelerin (geminin hızını saptamaya yarayan aygıt) ölüm oranlarını artırdığını belirtti. Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Özellikle uzatma ağları ve paraketelere kaplumbağalar tutulabilirler. Bunun sonucunda da boğulma vakaları olabilir. Ayrıca şu dönemde turizm sezonu ağır ağır başlıyor. Sürat tekneleri veya deniz içerisinde su sporu yapan teknelerde caretta caretta çarpılmaları görülebilir. Ölümlerin nedenleri bundandır. İnsanların ya da balıkçıların kasti bir öldürme olayı yok” diye konuştu.

TEKNEDE BİR SÜRE BEKLETİN

Caretta caretta ölümlerini azaltmak için yapılacakları da söyleyen Prof. Dr. Gökoğlu, şöyle konuştu:

“Caretta carettalar balıkçıların ağında tutulduğu zaman hemen o ağdan çıkartılıp bir süre teknede bekletilmeli. Çünkü uzun süre denizde kaldığı için fazlaca su yutmuş olabilir. Eğer fazla su yutmuş ise boğulma riski fazla oluyor. Caretta caretta kendine geldikten sonra denize bırakılmalı. Ayrıca sürat teknesi kullananlar, deniz içerisinde caretta carettaya benzeyen bir cisim gördüğü zaman ona doğru yaklaşmasınlar.”

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

————–

– Ölü caretta caretta detay

– Vatandaşları carettayı beslemesi detay(cep telefonu)

– Vatandaşların carettayı kucaklayarak deniz içine fotoğraf çektirmesi detay(cep telefonu)

– Ölü caretta detay(cep telefonu)

– Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu röp

– Genel detaylar

Haber Kodu : 200716101

==============================

Rusya uçuşlarının başlaması turizmciyi sevindirdi

RUSYA ile Türkiye arasında hava trafiğinin bugün itibarıyla başladığının açıklanması, turizm sektöründe büyük heyecanla karşılandı. Uçuşların 1 Ağustos’ta başlamasını bekleyen sektör, tarihin erkene alınmasının sevincini yaşıyor.

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Ülkay Atmaca, Rusya- Türkiye uçuşlarının başlaması kararının, turizm sektöründe sevinçle karşılandığını söyledi. Rusya’dan gelen tatilcilerin, Türkiye ve özellikle Antalya destinasyonu için çok önemli olduğunu aktaran Atmaca, “Tur operatörleriyle yaptığımız görüşmelerde uçakların hazır olduğunu öğrendik. Beklenen bir karardı ancak bu kadar erken olacağını tahmin etmemiştim. En geç önümüzdeki hafta itibarıyla Rus misafirlerimizin kentimizde olacağını tahmin ediyorum. İlk sefer belki yarın da olabilir. 2020 yılı için 16 milyon turist hedeflemiştik. Bu hedefi yakalamak artık çok kolay olmayacak ama açıklanan bu karar sektörü canlandıracak” dedi.

‘EN FAZLA RUS TURİST AĞIRLAYAN BİZİZ’

Rusya ile uçuşların başladığına yönelik açıklama, Rusların “Küçük Moskova” olarak nitelendirdiği ve en çok tercih ettiği bölge olan Antalya’nın Kemer ilçesinde esnafı hem mutlu etti hem de rahatlattı. Uçuşların başlama tarihini 1 Ağustos olarak beklediklerini, tarihin erkene alınmasının sürpriz olduğunu belirten Kemer Belediye Başkanı ve Kemer Yöresi Tanıtım Vakfı (KETAV) Başkanı Necati Topaloğlu, “Dün Türkiye’ye turist getiren büyük acenteler olan Odeon, Anex, TUI, Corendon ve Pegas ile görüşmüştük. Onlar 15 Temmuz’dan 20 Temmuz’dan sonra bu işin Almanya ağının, Avrupa ayağının hem de Rusya ayağının açılacağını söylüyordu. Şimdiki gelen bu haber sürpriz oldu. Biz de bekliyorduk ve çok da mutlu olduk. Biliyorsunuz, Antalya bölgesinde en fazla Rus turist ağırlayan biziz. Dün görüştüğümüz acenteciler de zaten gelen turistlerin büyük bölümünün Kemer’i istediğini söylüyor. Esnafımız da bekliyordu, biz de bekliyorduk. Çok olumlu bir haber, inşallah sonucu da iyi olur” diye konuştu.

‘RUS PAZARINDA BİR GÜNÜN BİLE ÖNEMİ BÜYÜK’

Covid-19 pandemisinden en çok etkilenen sektörlerin başında turizmin geldiğini aktaran DoubleTree by Hilton Genel Müdürü Tamer Önaldı, “Rusya bizim için çok büyük bir pazar. 5 milyonun üzerinde potansiyeli olan bir pazar. Özellikle Kemer bölgesi Rus turist açısından çok tercih edilen bir bölge. Rusya ile uçuşların tekrar başlamasının bölgemize çok faydalı olacağına inanıyorum. Potansiyeli çok büyük bir pazar olduğu için bir günün bile bizim için önemi çok büyüktü. Sürekli farklı tarihler telaffuz edilmişti ama turizm amaçlı uçuşların erkene alınmasının hepimiz için, bölgemiz için çok iyi olacağından eminim” dedi.

‘CHARTERLARIN BAŞLAMASI HAREKETLİLİĞİ ARTIRACAK’

Pandemi sürecinde iç turizmle başlayan turizm hareketliliğinin diğer ülkelerin katılımıyla canlanmaya başladığını söyleyen Barut Otel Genel Müdürü Asım Burak Kıpçak, “Özellikle bugün sevindirici bir haber aldık. Rusya ile Türkiye arasında uçuşlar başlıyor. Dolayısıyla çok yakın zamanda charterların da başlamasıyla otellerde geçen senelere yaklaşacak bir hareketlilik olacaktır. Özellikle Kemer için Rus turistler çok önemli. Aşağı yukarı otellerin yüzde 70’ini Rus turistler doldurmakta. Dolayısıyla bizler için çok sevindirici bir haber” diye konuştu.

‘MİSAFİRLERİMİZİ KEMER’E BEKLİYORUZ’

Kemer Turizmci ve İşadamları Derneği (KEMİAD) Başkanı Rıza Sönmez, “Böyle bir pandemi krizini hiç kimse beklememişti. Dünya böyle bir krizle boğuştu. Ülkemiz de çok ciddi mücadele verdi. Mücadelemizi çok da sağlıklı bir şekilde götürüyoruz. Turizmin geldiği bu noktada ülkelerin tedbirler alması çok doğal. Ancak ülkemizin attığı adımları da dünya gördü ve turist almak konusunda hiçbir sıkıntı olmadığını anladılar. Bugün itibarıyla Rusya ile uçuşlar başlıyor. Charterlar da yakın zamanda başlayacak. Bu nedenle gönül rahatlığıyla misafirlerimizi Kemer’imize bekliyoruz. Kemer için bu haber çok önemli bir haber, çünkü Kemer pazarının en az yüzde 70’i Ruslarla doluyordu. Şu kötü durumdan boş Kemer’den kurtulup dolu bir turizm hareketi olacaktır” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

————–

– Detay görüntüler

– Ülkay Atmaca röp

– Kemer’den genel detay (drone)

– Başkan Necati Topaloğlu röportaj

– Kemer Ayışığı genel detay (drone)

– Tamer Önaldı röportaj

– Denizdeki turistlerden detay (drone)

– Asım Burak Kıpçak röportaj

– Plajdan detay (drone)

– KEMİAD Başkanı Rıza Sönmez röportaj

– Plajdan detay (dorne)

HABER: Alpaslan ÇINAR -Levent YENİGÜN -KAMERA: Emrah GÜL /ANTALYA,

Haber Kodu : 200716098

===============================

Van, Hakkari ve Bitlis kurbanlıklar için hazır

VAN, Hakkari ve Bitlis’te besiciler tarafından özenle hazırlanan kurbanlıklar, batı illerine gönderilmeye başlandı. Her yıl kurban bayramı öncesi binlerce küçük ve büyükbaş hayvan TIR ve kamyonlara yüklenerek, Türkiye’nin çeşitli kentlerine gönderiliyor. Türkiye Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Nihat Çelik, özellikle küçükbaş hayvancılığın önemli merkezlerinden olan Van’dan her yıl yaklaşık 500 bin küçük ve 20 bin de büyükbaş hayvan sevkiyatının batı illerine yapıldığını söyledi.

Kurban Bayramı’na sayılı günlerin kalması üzerine besiciler, son hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyor. Van’ın Erciş, Bitlis’in Güroymak, Hakkari’nin ise Yüksekova İlçesi’nde yıllardır besicilik yapan ve Kurban Bayramı adeta iple çeken küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiricileri, yaklaşık 10 aylık sürenin ardından kiraladıkları kamyon ve TIR’larla batı illerine gitmeye hazırlanıyor. Hayvanlarını özenle hazırlayan besiciler, oldukça çetin geçen kış ayları ve yayla döneminin ardından zorlu bir süreci tamamladıklarını anlattı.

Türkiye Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Nihat Çelik, bölgenin özellikle de Van’ın hayvancılığın ana merkezlerinden biri olduğunu söyledi. Erciş’in bu konuda aktif rol üstlendiğini belirten Çelik, “Kurban Bayramında Van bölgesi ve Erciş ilçesi aktif rol üstlenmektedir. Erciş’ten bu dönemde farklı illere en az 10 bin büyükbaş hayvan sevkiyatı yapılmaktadır. Van ilimizden de yaklaşık 500 bin küçükbaş ve 20 bin büyük baş hayvan sevkiyatı batı illerine yapılıyor. Bölgede TIR’lara kamyonlara yüklenen hayvanlar batı illerine gitmeye başladı. Allah yollarını açık etsin. Şimdiden bütün vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı kutluyorum”dedi.

Erciş’in Kasımbağı Mahallesi’nde 20 yıldır hayvancılıkla uğraştığını anlatan Nurullah Tuz (30), yaklaşık 10 aydır besi hazırlığı yaptıklarını belirtti. Yüzlerce meslektaşı gibi Kurban Bayramı’nı heyecanla beklediklerini belirten Tuz, “Bakımları oldukça zor olan hayvanlarımızın sağlık ve bakımını yakından takip edip, gereken hassasiyeti gösteriyoruz. Kurbanlık büyükbaş hayvanlarımızı TIR’lara yükleyip, değişik illere götürüyoruz. Yarında nasip olursa her TIR için yüklediğimiz 25 adet büyükbaş kurbanlıklarımızı İstanbul’a götüreceğiz. Orada ki kurban pazarında hazırladığımız kurban çadırlarında bizi bekleyen müşterilerimiz var. Her TIR için yaklaşık 10 bin lira nakliye ücreti, 15 bin lira da 30 baş hayvan sığacak kadar çadır kirası ödüyoruz. Bu yıl büyükbaş hayvan fiyatlarımız 15-16 bin lira arasında değişiyor. Erciş ile de kıyaslama yaparsak, İstanbul’da ticaretimiz daha iyi dönüyor” diye konuştu.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunan Cilo Dağı eteklerindeki Kadıköy köyü Kalemli mezrasında, zengin bitki örtüsüne sahip olan Geven Yaylası’nda küçükbaş hayvanlarını çıkardığını ve burada beslenmelerini sağladığını anlatan 30 yıllık küçükbaş hayvan yetiştiricisi Ayhan Çalık ise bölgeden batıya ve farklı illere götürdükleri kurbanlıkların zengin bitki örtüsü nedeniyle vatandaşlar tarafından daha çok rağbet gördüğünü ifade etti. Çalık, “Yaz ayları başlayınca yaylalara çıkıyoruz. Tamamen doğal beslendikleri için de rağbet görüyor. Kurban Bayramı için hazırladığım 300 koyunum var. Yarın Gaziantep, Diyarbakır ve Ağrı’daki pazarlarda yerimizi almak üzere yola çıkacağız. Kurbanlıklarımın hepsini bu pazarlarda satmayı hedefliyorum” diye konuştu.

Bitlis’in Güroymak İlçesinde büyükbaş hayvan besiciliği yapan ve batı illerine götüreceği hayvanlarını kamyonlara yükleyen Hazbullah Taparlı da yoğun ve zahmetli bir dönem geçirdiklerini söyledi. Kurban Bayramı’na kadar yaşadıkları zorlukların devam edeceğini belirten Taparlı, “Buradan her yıl İstanbul’a kurbanlık götürüyoruz. Bugün yüklüyoruz, yarın bu saatlerde İstanbul’da olmayı amaçlıyoruz. İstanbul Sultanbeyli’deki kurbanlık satış alanına götüreceğiz. Her yıl götürüyoruz. Fiyatlarımız hayvanlara göre değişiyor. 7-20 bin TL arasında değişen fiyatlara satmayı hedefliyoruz. Bu hayvanları geçen yıldan bu yana besliyoruz. 6 ay boyunca yaylada kalan hayvanlarımızı 5-6 ay boyunca da ahırlarda bakıyoruz. 900-1,2 ton arasında değişen kilolarda hayvanlar var. İstanbul’a gitmek için bütün hazırlıklarımız yaptık. Orada da müşterilerimizi bekliyoruz. Doğu Anadolu’nun hayvanları her yerden farklıdır. Organik ve yaylaya çıkmış hayvanlardır. Buradan 25 adet büyükbaş hayvan götürüyoruz. Amacımız hepsini satarak memleketimize dönmektir” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

——————————

BİTLİS

———

-Kamyonun ahır önüne yaklaştırılması

-Ahırdan detaylar

-Hayvan sahibi Hazbullah Taparlı ile röportaj

-Hayvanların kamyona yüklenmesinden detaylar

-Kamyon kasasındaki hayvanlardan detaylar

-Kamyonda bağlanan kurbanlıkların görüntüleri

-Kamyonun hareket etmesi

-Genel ve detaylar

HAKKARİ-YÜKSEKOVA

——————————

-Koyunlardan detaylar

-Yaylada inen koyun sürüsü

-Çobandan detaylar

– Otlanan koyun sürüsü

-Koyun sahibi Ayhan Çalık koyunların incelemesinden detaylar

– Ayhan Çalık ile röportaj

– Genel ve detaylar

VAN-ERCİŞ

——————-

-Arazide otlanan büyükbaş hayvanlar

-Ahırda kurbanlıklardan görüntüler

-Ahırda çubukla yapılan kurbanlık pazarlığı

-Nurullah Tuz ile röportaj

-Nihat Çelik ile röportaj

-Genel ve detaylar

Haber Kodu : 200716113

Haber Kodu : 200716112

Haber Kodu : 200716110

================================

Beyşehir Gölü, su altı dalış turizmine açılacak

KONYA’da, Beyşehir Gölü’nün su altı dalış turizmine açılması için uzman ekip, dalış yapıp incelemelerde bulundu. Araştırma ekibi koordinatörü dalış eğitmeni Murat Tayfun Altunsay, bölgenin coğrafi yapısını ve su altı güzelliklerini incelediklerini belirterek, “İleriki tarihlerde inşallah Beyşehir Gölü’nü su altı aktiviteler açısından ünlü bir turizm merkezi haline getirmeye uğraşacağız” dedi.

Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan 653 kilometrekare alana sahip Beyşehir Gölü, balıkçılığın yanı sıra turizmle de bölgesine hitap etmeye başladı. Göldeki yat turları ve Karaburun plajıyla bölge halkına deniz keyfi yaşatan gölde, su altı sporları da yapılabilecek. Bunun için de Beyşehir Belediyesi öncülüğünde su altı sporlarının yapılıp, yapılamayacağı konusunda 6 kişilik dalış ekibi inceleme yaptı. 2 gün süren su altı araştırmalarında, su altı sporlarına uygun olan yerler belirlendi. Belirlenen yerlerin video ve fotoğrafları çekildi.

Araştırma ekibinin koordinatörü dalış eğitmeni Murat Tayfun Altunsay, Beyşehir Gölü’nün Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında da su altı spor severleri ağırlayabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Altunsay, şunları söyledi:

“Bölgenin coğrafi yapısını ve su altı güzelliklerini inceledik. Arşivlemek için video ve fotoğraflarla kaydettik. Bunları yerel yöneticilerle değerlendireceğiz. Nasıl bir program yapabiliriz ve kazanımlar sağlayabiliriz buna bakacağız. İleriki tarihlerde inşallah Beyşehir Gölü’nü su altı aktiviteler açısından ünlü bir turizm merkezi haline getirmeye uğraşacağız. Burası, doğal güzelliğinin yanı sıra da su altındaki güzellikleriyle de kendini bence ispatlamış bir bölgedir. Su altında görüş gayet iyi ve su kesinlikle bulanık değil. Gerçekten coğrafya çok güzel ve Konya’da deniz vazifesi gören bir yer olması ekstra keyif verici ve bunun kıymetini bilmek gerektiğini düşünüyorum.”

Görüntü Dökümü

———————–

– Drone ile gölden detay

– Dalgıçların hazırlanması

– Dalış yapması

– Dalgıçların su altındaki görüntüsü

– Genel ve detay

– Röportaj

Haber Kodu : 200716115

==========================================

Yorgun mermiyle vurulan üniversiteli Esra: Eğlenceler başkalarına zarar vermemeli

KONYA’da, ailesiyle balkonda otururken yorgun mermiyle sırtından vurulan üniversite öğrencisi Esra Güven’in (20), sağlık durumu iyiye gidiyor. Olayın nasıl olduğunu anlamadığını ve her şeyin bir anda gerçekleştiğini söyleyen Güven, “Bence insanların eğlenceleri başka insanlara zarar vermemeli. Bu konuda daha ciddi tedbirler alınmalı. Daha ciddi cezalar olmalı “dedi.

Olay, 9 Temmuz Perşembe günü merkez Meram ilçesine bağlı Ali Ulvi Kurucu Mahallesi’nde meydana geldi. Selçuk Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm İşletmeciliği 1’inci sınıf öğrencisi Esra Güven, ailesiyle balkonda oturduğu sırada sırtında acı hissetti. Acıyla yığılan Esra’nın ailesi, durumu sağlık ekiplerine bildirdi. Sağlık görevlilerince ilk müdahalesi yapılan Esra Güven, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılıp yoğun bakım ünitesinde tedaviye alındı. Yapılan incelemede Güven’in nereden geldiği belli olmayan yorgun mermiyle vurulduğu anlaşıldı.

‘İNSANLARIN EĞLENCELERİ BAŞKA İNSANLARA ZARAR VERMEMELİ’

Yoğun bakım ünitesindeki tedavisinin andından göğüs cerrahisi servisinde normal odaya alınan Esra Güven’in sağlık durumunun iyiye gittiği öğrenildi. Her şeyin bir anda olduğunu belirten Güven, şunları söyledi:

“Ailemle balkonda oturuyorduk. Her şey bir anda oldu. Arkam dönüktü. Bir anda bir acı hissettim. Sonra vurulduğumu fark ettim. Bir süre yoğun bakımda kaldım. Şu anda iyiyim. Kendimi iyi hissediyorum. Bence insanların eğlenceleri başka insanlara zarar vermemeli. Bu konuda daha ciddi tedbirler alınmalı. Daha ciddi cezalar olmalı diye düşünüyorum.”

‘BUNU YAPANLAR BULUNSUN’

Kardeşine bunu yapanların bir an önce bulunmasını isteyen ağabey Oğuz Güven, “Söylenecek bir şey yok. Sözler bitiyor. İnsanların rastgele havaya ateş etmeleri hiçbir mantıkla açıklanamaz. Benim kardeşim olsun başka insanlar olsun bu duruma düşmemeleri lazım. En kısa zamanda kardeşime bunu yapanların yakalanmasını ve en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyorum. Bunu yapanların yanına kar kalmasını istemiyoruz. Yarın bir gün başka bir evladın canı yanabilir, ölebilir. Benim kardeşim çok şükür kurtuldu. Ama daha kötü de olabilirdi” diye konuştu.

HAYATİ TEHLİKEYİ ATLATTI

Necmettin Erbakan Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Bölümü öğretim üyesi Dr. Murat Kuru, Esra Güven’in hayati tehlikeyi atlattığını söyledi. Kuru, “Esra Hanım talihsiz bir kaza sonucu hastanemize getirildi. Geldiğinde kanaması vardı. Maalesef sol tarafında çok ciddi organlarının olduğu bir yerde yaralanması mevcuttu. İlk geldiğinde durumu biraz kötüydü. Hemen tedavisine başladık. Şu an hayati tehlikeyi atlattı. Durumu iyi. Birkaç gün daha tedavisini yaptıktan sonra taburcu işlemlerini başlatacağız” dedi.

Görüntü Dökümü

—————-

– Esra Güven’den detay

– Olayın gerçekleştiği balkondan detay

– Röportajlar

Haber Kodu : 200716116

===================================================

Denize 50 metre mesafedeki göl, tatilcilerin ilgi odağı

MUĞLA’nın Datça ilçesinde, denize 50 metre mesafedeki Ilıca Gölü tatilcilerin ilgi odağı oldu. Datça ilçe merkezindeki Taşlık Plajı önünde, Rumlardan kalma tarihi su değirmeninin yanında, dağın eteklerinden doğan su kaynağının etrafı duvarlarla çevrilerek oluşturan 6 dönüm büyüklüğündeki Ilıca Gölü, içerisindeki minerallerle şifalı özelliği ile dikkati çekiyor.

1923 Lozan Antlaşması’na bağlı olarak Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesi sırasında, Rumların bölgeyi terk etmesinin ardından önce Hazine’ye devredilen ve daha sonra Türk bir aileye satışı yapılan tarihi değirmen, 2008 yılında Datça Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restore edilerek, turizme kazandırıldı. Tarihi değirmene gelen suyun büyük bölümü denizle buluşurken, gölden dökülen suların oluşturduğu küçük şelale, denizin tuzlu sularından arınmak isteyen tatilcilere adeta doğal duş hizmeti veriyor. Koronavirüs nedeniyle bu yıl plajlara duşmatikler konulamayınca, minik şelale her zamankinden daha fazla rağbet görmeye başladı. Datça’ya tatile gelenlerin uğrak noktalarından biri haline gelen Ilıca Gölü son yılların en hareketli günlerini yaşıyor.

Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü ile Datça Belediyesi’nin iş birliğinde 2007 yılında yapılan inceleme sonucu ortaya çıkan jeotermal enerji aramaları jeolojik ve jeofizik etüt raporuna göre; gölün sularında başta sodyum (yüzde 74) olmak üzere, potasyum (yüzde 1,23), Kalsiyum (yüzde 10), Magnezyum (yüzde 14) gibi katyonlar ile sülfat (yüzde 87.52), klor (yüzde 9,57) ile anyonlar bulunuyor.

SU DAĞIN ETEKLERİNDEN GELİYOR

Datça’da yaşamını sürdüren Hüseyin Özpekinsel (65), Ilıca Gölü’nün tarihi bir geçmişe sahip olduğuna dikkati çekti. Özpekinsel, “Gölün suyu dağların eteklerinden geliyor. Yıllar önce tarihi su değirmeninin çalışması için kullanılıyordu. Bugün ise, değirmenin fazla suyu günümüzde, tatilcilerin duş yeri haline geldi. Kimisi göle girerek yüzüyor. Suyun şifalı olduğu söyleniyor” dedi.

EGE’DEN AKDENİZ’E

İzmir’den yıllar önce Datça’ya yerleşen Nihat Tavus (62) ise Ilıca Gölü’nün yanındaki değirmenin, ilçenin en eski su değirmenlerinden biri olduğunu söyledi. Tavus, “Değirmenin ihtiyacını karşılayan gölün su kaynağı tam olarak bilinemiyor. Ancak, Ege Deniz’in altından buraya kadar geldiği ve Akdeniz’e döküldüğü söyleniyor. Bu yönüyle de ilgi çekiyor. Suyun rahatlatıcı bir özelliği var. İnsanlar denizden çıkıp, burada duş alabiliyorlar. Suyun şifalı olduğu da biliniyor” diye konuştu.

Çorum’dan tatil için Datça’ya gelen Emre Şener (30) ise denizin tuzunu minik şelalenin sularında attıklarını belirtip, “Ortam olarak çok güzel, nezih bir yer. Çok beğendik” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– Datça’nın Taşlık Plajı yanındaki Ilıca Gölü’nden görüntü

– Ilıca Gölü’nün, denizle buluşmak üzere dökülen sularının oluşturduğu minik şelalede duş alan tatilcilerden görüntü

– Gölün şelaleden dökülen sularının oluşturduğu küçük havuzdan görüntü

– Hüseyin Özpekinsel (65) ile röp.

– Nihat Tavus (62) ile röp.

– Emre Şener (30) ile röp.

Haber Kodu : 200716129

=========================

‘Opsiyonlanmıştır” yalanına kanmayın

İKİNCİ el otomobil alım satım işi yapılan online sitelerde bazı vatandaşların araçlarını “opsiyonlanmıştır” yani kaporası alınmış ve satış işlemleri sürüyormuş gibi gösterdiği öne sürüldü. Böylelikle bir süre sonra opsiyondan çıkarılan aracın artık ederinin üstünde satıldığı kaydedildi. Araçlarını ucuza satmak istemeyen diğer satıcıların fiyat arttırımıyla da suni bir yükselişin yaşandığı belirtildi.

Koronavirüs nedeniyle toplu taşıma kullanmak istemeyen vatandaşın araç sahibi olmak için harekete geçmesi ile ikinci el araç fiyatlarında da önemli bir artış gözlendi. Ayrıca sıfır araç üretiminin pandemi sürecinde bir dönem durması, sonrasında talebin altında üretimin olmasının da yine artışta etkili olduğu ifade edildi. Galericiler ve vatandaşlar, ikinci el araç fiyatlarının artmasında önemli bir etkenin de “opsiyonlanma” oyunu olduğunu söyledi. “Opsiyonlanmıştır” yani kaporası alınmış ve satış işlemleri sürüyormuş gibi gösterilen araçların piyasada suni bir artışa neden olduğu öne sürüldü.

İkinci el otomobil alım satım işiyle uğraşan evli ve 2 çocuk babası Fahri Karlık (49), “Son dönemde ikinci el otomobil satışı yapan internet sitelerini tamamında “opsiyonlanmıştır” ibareli ilanlara rastlıyoruz. Aslında bu bir oyun. Fiyatların artması yönünde yapılan bir oyun. Adam 100 bin liralık aracına 120 bin lira yazıp “opsiyonlanmıştır” ibaresini ekleyip piyasanın yükselmesine neden oluyor. Benim başımdan geçen bir olayı anlatayım. Ben bir otomobili almak için sahibiyle 85 bin TL’ye anlaştım. Sonra vatandaş beni arayıp “fiyatlar yükselmiş ağabey ben 87 istiyorum” dedi. Bende “tamam” dedim. Sabah buluşmak için mekanına gittim. Dedi ki aracı alacağım kişi bana. “İnternetten opsiyonlanmış araçlar gördüm. Aracımın fiyatından daha yüksekti. Kafam karıştı. Şu an aracı satmayı düşünmüyorum” dedi. Bu opsiyonlanma yüzünden alacağım aracı, alamadım. Suni bir şişirme var. Bu piyasaları yükselten bir olay. İnsanları aldatmaya yönelik bir olay” dedi.

Kendisine otomobil almak için ikinci el bayilerini gezen Can Türk (25), “Son dönemde internette “araç opsiyonlanmıştır” diye bir şey çıktı. 100 bin liralık araba 105 bin liraya opsiyonlanmıştır gibi paylaşımlar var. Aracın değerinin 10- 15 bin lira fazlasına satılmış gibi gösteriyorlar. İstediğim fiyata bir türlü araç bulamadım, arıyorum” dedi.

‘PİYASADAKİ ARTIŞ BU ŞEKİLDE OLUŞUYOR”

İkinci el otomobil alım satan bir başka firmanın sahibi evli ve 1 çocuk babası Egemen Kurtçu (37) ise, “Son dönemde bu olay çok arttı. Normalde 100 bin TL olan bir araç 120 TL’ye opsiyonlanmıştır gibi gösterilince bu sefer aynı araca sahip olanlar kişilerde ilanını bu şekilde arttırıyor. Tabiri caizse piyasadaki artış bu şekilde oluşuyor. Bu suni opsiyon, ikinci el otomobil piyasasına kan doğruyor. Bu olaya derhal el atılması lazım. Çünkü otomobilin rayiç değeri bu değil” dedi. Fiyat artışlarının vatandaşı olumsuz etkilediğini vurgulayan Kurtçu, “Bu durum insanlarda travma yaratıyor. Sıfırdan daha pahalı ikinci el araçlar var. Bu da ikince elde korkunç durumlara getirdi işi. Biz nereye gidecek nasıl olacak bilmiyoruz. Piyasanın hakim oyuncusu olan ikinci el sitelerin bu konuya el atması gerekiyor” dedi.

Otomobil almak isteyen evli ve 2 çocuk babası market işletmecisi Mete Can (37), “İnternette ilan sitesindeki fiyatlar opsiyonlanmıştır diye yükseliyor. Bu nedenle buradan araç bakıyoruz” dedi

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– İnternette opsiyonlanmış bazı araçlardan fotoğraf

– İkinci el otomobillerden görüntü

– Galerici Fahri Karlık ile röp.

– Kendisine otomobil almak için ikinci el bayilerini gezen Can Türk ile röp.

– İkinci el otomobil alım satan firmanın sahibi Egemen Kurtçu ile röp.

– Otomobil almak isteyen market işletmecisi Mete Can ile röp.

– Genel ve Detay görüntü

Haber Kodu : 200716120

===========================

Bitkin bulduğu yavru sincap, ailenin bir üyesi oldu

MUĞLA’nın 2014 yılında büyükşehir statüsüne geçmesiyle mahalleye dönüşen Göcek beldesinin eski Belediye Başkanı Recep Şatır (58), 4 ay önce ormanlık alanda yürüyüş yaparken bitkin halde yavru bir sincap buldu. Şatır, eve getirdiği yavru sincabı biberonla özenle besleyerek sıkı bir bağ kurdu. Ormanda doğal yaşamın bir parçası olan ve insanlardan uzak durmasıyla bilinen sincap, Şatır ailesinin bir üyesi oldu.

Fethiye’nin dünyaca ünlü turistlik mahallesi Göcek’in eski Belediye Başkanı Recep Şatır, 4 ay önce ormanlık alanda yürüyüş yaparken bitkin halde yavru bir sincap buldu. Şatır, eve getirdiği yavru sincabı biberonla özenle besleyerek sıkı bir bağ kurdu. Ormanda doğal yaşamın bir parçası olan ve insanlardan uzak durmasıyla bilinen sincap, Şatır ve ailesine alıştı. Evin içinde koltuklar üzerinde dolaşan “Ceviz” ismi verilen yavru sincap, verilen fındık içlerini ise saklayarak yiyor. Çoğu zamanını Recep Şatır’ın omzunda geçiren sevimli sincap, bahçede çimlerin arasında dolaşırken, ağaçlara da tırmanıp, daldan dala atlıyor.

‘DOĞAL ORTAMDA YAŞIYOR’

Sincabın meyve, sebze ve çerez sevdiğini belirten Şatır, “Ormanlık alanda her zamanki gibi yürüyüş yapıyordum. Serin bir havada yavru sincabın yerde kıpırdadığını gördüm. Gözleri kapalıydı ve tüyleri yeni oluşuyordu. Orada bıraksaydım öleceğini düşündüm. Ormandan alarak eve getirdim. Gece yarısı sabaha doğru uyanıp biberonla keçi sütü içirdim. Yavaş yavaş kendine gelerek büyüdü. Ailenin bir ferdi gibi olup bize alıştı. Meyve, sebze ve çerezleri seviyor. Burada şartları güzel. Doğal bir ortamda yaşıyor. Bahçede saatlerce oynuyor” dedi.

‘GÖZÜMÜZÜ ÜZERİNDEN AYIRMIYORUZ’

Evli ve 2 çocuk babası Şatır, doğal yaşamın parçası olan sincabın bir gün kaçıp gideceğini düşündüğünü ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu an öyle bir şansı var. İstediği zaman gidebilir. Şimdilik böyle bir niyeti görünmüyor. Duygusal olarak gitmesine razı değiliz. Ancak o tercih hakkını her zaman kullanabilir. Bahçede oyun oynarken birkaç kez kedilerin saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Bu yüzden gözümüzü üzerinden ayırmıyoruz.”

‘ÇİZGİ FİLMLERDE İZLEDİĞİM SİNCAP ŞU AN KARŞIMDA DURUYOR’

Şatır’ı yolda omzunda sincapla yürüdüğünü gören Serenay Aksen (19), “Çizgi filmlerde izlediğim sincap şu an karşımda duruyor. Şaşkınlığı ve heyecanı bir arada yaşıyorum. Ne diyeceğimi bilemiyorum” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– Sincabın evin içerisinde koltuklar üzerinde dolaşmasından görüntü

– Recep Şatır’ın sincaba fındık içi vermesi

– Sincabın fındık içi yemesi

– Recep Şatır’ın evin içerisinde sincabı severken ve birlikte görüntüsü

– Recep Şatır’ın bahçede omzunda sincap ile görüntüsü

– Sincabın bahçede dolaşırken görüntüsü

– Recep Şatır’ın evin önündeki yolda sincap ile birlikte yürürken görüntüsü

– Recep Şatır ile röp.

– Serenay Aksen ile röp.

Haber Kodu : 200716131

============================

‘2050 yılında denizlerde balıklardan çok mikroplastik olacak

EGE Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Başaran, denizlerde ve okyanuslarda giderek artan mikroplastik tehlikesine dikkat çekerek, “Dünyada yılda 8.8 milyon ton plastik atık denizlere ulaşıyor. Bu atıklar deniz canlıların midesinde yer kaplıyor ve hayvanlar doyduklarını sandıkları için yetersiz beslenme nedeniyle can veriyor. Modellemelere göre, 2050 yılında denizde balıklardan çok mikroplastiklerin oluşacağı iddia ediliyor” dedi.

Denizlere atılan plastik atıklar, deniz dibindeki ve kıyılardaki canlılar için büyük tehlike yaratıyor. Son yıllarda artan plastik atıklar zamanla dalgalarla ve rüzgarla, hatta canlıların da parçalamasıyla 5 milimetrenin altına kadar küçülerek, mikroplastikleri oluşturuyor. Mikroplastikleri yem sanarak midelerine alan deniz canlılarının sindirim sistemleri ve üreme sistemleri olumsuz etkileniyor. Yapılan çalışmalar sonucunda gün geçtikçe artan mikroplastiklerin, 2050 yılında denizde balıklardan fazla yer kaplayacağı iddia ediliyor.

İzmir’de konuyla ilgili çalışmalar yapan Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Başaran, denizlerde ve okyanuslarda giderek artan mikroplastik tehlikesine dikkat çekerek, “Plastik son yıllarda çok fazla tüketilmeye başladı. Plastik bizim hayatımızı kolaylaştırıyor fakat çok büyük artış gösterdi. Denizlerimizin kıyılarında araştırmalar yaptığımızda, denizel çöp dediğimiz birçok katı materyaller görmeye başladık. Küresel ölçekte de Güney Pasifik Adaları’nda çöp dağları oluşturuyor. Bunların yüzde 80’i insan aktiviteleri sonucu oluşuyor. Denizel çöplerin içinde cam, tahta ve alüminyum materyaller var. Bunlar zaman içinde yüzen katı atık durumuna geliyor. Uzun süreçler boyunca, dalgalar, rüzgarlar ve sıcaklıkla birlikte bu çöpler daha küçük parçalara ayrılıyor. Makro plastik dediğimiz çöplerin hepsi kısa süreçte mikro partiküllere parçalanmıyor. Bir kısmı yüzer durumda. Deniz canlıların ölümlerine yola açabiliyor. Deniz canlıları bunları besin olarak tüketiyor. Bu parçalar canlıların midesinde hacim kaplıyor, bu nedenle o canlı doyduğunu sanıyor. Besin yetersizliği nedeniyle ölüyor. Özellikle balinaların, deniz kaplumbağalarının, deniz kuşlarının midelerini açtıklarında çok farklı materyaller bulunuyor. Deniz kaplumbağası parçalanmamış bir poşeti bir deniz anası sanarak tüketiyor. Plastiklerin azaltılması konusunda birçok çalışmanın yapılması gerekiyor. Dünyada yılda 8.8 milyon ton plastik atık denizlere ulaşıyor. Plastik atıklar, 5 milimetrenin altındaki bir boyuta ulaştığında mikroplastik oluyor. Mikroplastik atıklar planktonlardan su kuşlarına kadar ulaşan bir besin zincirinde yol alıyorlar. Mikroplastikler deniz ve okyanuslarda büyük boyutlara ulaşıyor. Modellemelere göre, 2050 yılında denizde balıklardan çok mikroplastiklerin oluşacağı iddia ediliyor” şeklinde konuştu.

‘DENİZLERE ATILAN MASKE VE ELDİVENLERİN ETKİSİ BÜYÜK’

Son dönemde virüsten korunmak adına kullanılan eldiven ve maskelerin de deniz kirliliği yarattığını anlatan Başaran, “Bu atıkların en son geleceği nokta denizlerimiz ve okyanuslarımız. Virüs bulaşmış olan, kullanılmış eldiven ve maskelerin, denizdeki canlı organizmalara çok büyük etkileri olabilir. Fakat, çok yeni bir konu olduğu için bununla ilgili bir araştırma yok. Fakat çok önemli bir konu. Koronavirüs sürecinde atıklar artmamalı, maske ve eldivenleri çöplere atmaya özen göstermeliyiz” dedi.

‘ÖNLEMLER ARTIRILABİLİR’

Balıkların midesine giren mikroplastiklerin içindeki maddelerden bahseden Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aksu da, “Projenin amacı İzmir Körfezi’nde mikroplastik kirliliği ile ilgili kapsamlı bir çalışma yapmak. İzmir ekosisteminde bu kirliliğin ne boyutlarda olduğunu araştırıyoruz. Balıklarda ve midyelerde, deniz dibinde ve deniz ortamında örneklemeler yapacağız. Proje sonucunda yetkililere bir veri sunmuş olacağız. Bu konuda halk arasında bir bilinçlenme var. Önlemler artırılabilir. Derelerden, rekreasyon alanlarından, liman taşımacılık faaliyetlerinden İzmir Körfezi’ne ciddi miktarlarda plastik girişi söz konusu. Mikroplastiklerin içerisinde bulunan zararlı kimyasalları midelerine alan canlıların sindirim sisteminde zorluklar yaşanıyor. Midyeler süzerek beslendiklerinden önemli miktarda mikroplastiği bünyelerine alıp biriktiriyorlar. Bunlar o canlıların üremelerine kadar etkiliyor. Mikroplastiklerle birlikte alınan “bisfenol’a maddesi balıklarda büyümeyi etkiliyor. Daha önce yapılan çalışmalarda saptanmış. Bu bakımdan bu maddelerin balıklar tarafından alınması tehlike teşkil ediyor” diye konuştu.

DENİZDEN ÇUVALLARLA ÇÖP TOPLANDI

Öte yandan yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan çevre ve deniz kirliliğine dikkat çekmek amacıyla geçen hafta düzenlenen etkinlikte Rotary Dalış Hobi Grubu üyesi dalgıçlar Çeşme’de denizden çuvallarla çöp topladı. Denizin dibinden çıkan teneke kutular, cam şişeler, tekne parçaları, naylon ve plastik poşetler gün boyu deniz kirliliğine dikkat çekmek amacıyla Çeşme Balıkçı Barınağı bölgesinde sergilendi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– Çeşme’de yapılan deniz dip temizliğinden görüntüler

– Denizlerdeki plastik atıklardan görüntüler

– EÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Başaran ile röp.

– EÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aksu ile röp.

Haber Kodu : 200716135

============================

Kurşunlu Manastırı’nda göçük tehlikesi

AYDIN’ın Kuşadası ilçesinde bulunan Bizans eseri Kurşunlu Manastırı’nın kilise kısmı, kaçak kazılar nedeniyle çökme riski taşıyor. Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, “Kubbeyi tutan ayak payandalardan biri tamamen çöktü. Bu sebeple manastırın içine girilmemesi gerekiyor çünkü her an çökebilir. Özellikle yaz aylarında yüzlerce turist alana giriyor ve bu çok büyük bir tehlike arz ediyor” dedi.

İlçeye bağlı Davutlar Mahallesi’nin yaklaşık 10 kilometre uzağında Samson Dağları üzerinde yer alan ve 11’inci yüzyıl Bizans yapısı olduğu tahmin edilen Kurşunlu Manastırı’nın göçme riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Kaçak kazılar nedeniyle kilise kısmının kubbesini taşıyan dört payandadan biri tamamen çökerken, duvarlar ve diğer payandalarda da çatlaklar oluştu. Güçlendirme çalışması yapılmaması durumunda kilisenin tamamen yıkılma riski taşıdığı ifade edilirken, gezmek için gelen turistler için de büyük bir risk teşkil ettiği kaydedildi. Kilisede incelemede bulunan Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, bir an önce güçlendirme çalışmalarının başlaması gerektiğini söyledi. Sürücü, “Son on yıldır Kurşunlu Manastırı ne yazık ki sahipsiz durumda. Arkeolojik sit alan içinde yer aldığı için koruma altında ama bakımsız. Geçtiğimiz dönemlerde kubbenin üstünde çıkan kızılçam ağaçları büyük bir risk teşkil ediyordu ve Aydın Arkeoloji Müzesi denetiminde Milli Parklar tarafından ağaçlar kesildi. Bu çökmeyi hafifletti ancak kubbeyi tutan ayak payandalardan biri tamamen çöktü. Bu sebeple manastırın içine girilmemesi gerekiyor çünkü her an çökebilir. Özellikle yaz aylarında yüzlerce turist alana giriyor ve bu çok büyük bir tehlike arz ediyor. Manastırın çevresinin tel örgüyle çevrilip, içeriye insan girişinin engellenmesi lazım. Manastırın çökmemesi içinde güçlendirme çalışmalarının da bir an önce başlaması gerekiyor” diye konuştu.

‘DEFİNECİLER TARİHİ BELGELERİ ORTADAN KALDIRIYOR’

Kaçak kazılar ve bölgedeki insan popülasyonunun manastıra zarar verdiğinin altını çizen Sürücü, “Birçok tarihi alanlarımızda olduğu gibi ne yazık ki Kurşunlu Manastırı’nda da kaçak kazılar yapılıyor. Özellikle definecilerin yaptığı kazılar, manastırın geçmişindeki tarihi belgeleri ortadan kaldırıyor. Bunun engellenmesi gerekiyor. Burada sadece manastırı görmek için değil, çevresindeki sulak alanlara da çok fazla ziyaretçi geliyor. Biyolojik çeşitlilik açısında çok önemli bir alandan söz ediyoruz. Bir yangın çıkması durumunda hem yanı başındaki milli park hem de bölgedeki biyolojik çeşitlilik zarar görecek. Mangal yakılmasının da kesinlikle yasaklanması gerekiyor” dedi.

‘BİR AN ÖNCE HAREKETE GEÇMELİYİZ’

Manastırı korumak için harekete geçilmesi gerektiğini belirten Sürücü, “Kurşunlu Manastırı, ülkemiz için çok önemli kültürel bir miras. Bunu kamu kurumlarıyla, STK’larla, belediyelerle, üniversitelerle hep beraber korumamız ve geleceğe taşımamız gerekiyor. Ancak burası çok yüksekte olduğu ve özellikle yazın insan popülasyonunun fazla olması sebebiyle korumayı zorlaştırıyor. Bu alanı, koruyarak kullanmalıyız. Milli parkın sınırlarını genişleterek Kurşunlu Manastırı da bu alana alınmalıdır. Eğer güçlendirme çalışması yapılmazsa, manastır yıkılacak” uyarısında bulundu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

– Manastırdan görüntü

– Manastırın içinden görüntü

– Bahattin Sürücü röp.

– Drone görüntüsü

– Anons

– Genel ve detay görüntü

Haber Kodu : 200716109

Kaynak: DHA

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı